Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ODUN KÜLÜNDE PİŞİRİLEN KAHVEYİ BİLİR MİSİNİZ? 11.11.2018 Pazar-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Ortalama 50 yaşın altındakiler odun külünde pişirilen kahveyi bilmezler. Onlar bilse bilse internette nasıl yapıldığını okumuşlardır. Odun külünde pişirilen kahve çok lezzetli olur ama pişmesi epey zaman alır. Şimdilerde kahve pişirmek için artık ne bakır ne de çelik cezveler kaldı. Onların yerini elektrikli cezveler yerini aldı.

Odun külünde pişen kahve uzun zaman aldığı için lezzetli olur. Kahve yavaş yavaş pişerse daha

lezzetli olur.

Devlet yönetimi de sabır isteyen bir iştir. Devlet yönetimi göründüğü kadar kolay iş değil. Onun için devlet yönetiminde işler hazır yemek yemeye benzemez. Bazıları işi aceleye getirerek Donalt Trump ve Suudi Arabistan (pardon Suudi amerikistan) kralı Selman’ın yerine hazırlanan veliaht gibi acele edersen kısa süre sonra böyle rezil olursunuz.

Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan krizleri çok güzel idare ediyor. Hemen işleri bugünden yarına olacak şekilde bakmıyor. Ortaya çıkan krizleri odun külünde kahve pişiren usta gibi sabırla hareket ediyor. Sayın Başkan için krizleri en iyi idare etme yolu işi zamana bırakmaktır. Sabırla hareket edince karşısındakiler önce haklı çıkmak için var gücüyle yükleniyorlar. Onlar yüklendikçe Sayın Başkanımız Erdoğan acele etmeden teenni ile hareket edip liyakatle demeçler veriyor. 2002 yılına kadar herhangi bir olay olduğu zaman bütün dünya amerikadan gelecek bir açıklamaya odaklanırdı. Oradan gelen açıklamaya göre pozisyon alırlardı. Hele 2002 yılına gelene kadar amerika nasıl ve ne şekilde açıklama yapara yapsın Türkiye’deki politikacılar hemen destekleyen mesaj yayınlarlardı.

2002 yılının sonu 2003 yılının başına geldiğimizde Türkiye’de birisi iktidara geldi ve güç üstüne kurulmuş dünya eşkıyalarına adeta; “Durun kalabalıklar durun bu cadde çıkmaz sokak…” diyerek gündemi değiştirmeye çalıştı. Başlangıçta küresel sömürücülerin yerli piyonları Sayın Başkanı durdurmak için politika yapmasının önüne yasaklar getirdiler. Hatta 2002 yılının 3 Kasım’ında yapılan seçim öncesi Sayın Başkan milletvekilliğine adaylığını koyduğu zaman YSK adaylığını reddetmişti. Bunun üzerine gazete ve dergiler; “Artık muhtar bile olamaz” diye başlık attılar.

“Keser döndü sap döndü bir gün geldi hesap döndü.” 4 ay önce Muhtar bile olamaz denilirken 4 ay sonra birde baktık ki hesap döndü ve Sayın Başkan milletvekili oldu. Milletvekili olup başbakan olduktan sonra BM yaptığı ilk konuşmasında; “Dünya beşten büyüktür.” Diyerek BM çarpık yapılanmasına parmak bastı.

Avrupa Sayın Başkanın seçilmesinin önündeki yasakların kalkması için o günkü ana muhalefet partisi CHP’ye baskı yapıp anaya değişikliğine oy kullandırmıştı. Ama reis seçilir seçilmez böyle bir çıkış yapınca herkes ne yapacağını şaşırdı.

Reisi durdurmak için önce devletin işleyişi hakkında devlet kurumları bilgi vermedi. Sayın Reis 2007 yılına kadar geçen sürede devleti el yordamıyla idare etti. Baktılar ki durduramıyorlar bu sefer partisine kapatma davası açtılar. Davanın sonucu 6 Ret oyuna karşı 5 KABUL ile sonuçlandı. Böylece Reisi sindireceklerini sandılar olmadı. Ama bu karar reiste adeta doping etkisi yaptı.

Arkasında Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında İsveç’in Davos kentindeki Davos toplantıları sırasındaki bir televizyon söyleşisinde israil cumhurbaşkanı Şimon Peres’le katıldığı bir toplantıda programı yöneten Sayın başbakana bu programda 12 dakika konuşma süresi tanırken İsrail devlet başkanına 42 dakika süre tanımıştı. Üstüne üstlük konuşma süresi önce Sayın Recep Erdoğan’a vermişti. Sayın Başbakanımız kendisine yakışır bir biçimde sorulan sorulara cevap vermişti. Sıra Şimon Peres’e gelince yaşına ve tecrübesine dayanarak başta Filistin yönetimini suçladı. Arkasında Recep Tayyip Erdoğan’a akıl verircesine konuşmasına devam ederken Sayın Başbakan araya girerek; “-ONE MİNUTE” diyerek araya girmiş ve İsrailli Şimon Peres’i ters köşeye yatırmıştır.

O günün arkasında -sözde- yerli gazeteler ile televizyonlar çok korkunç yazılar yazıp yorumlar yaptılar. “Ve Türkiye’nin böyle yersiz çekişmelerin içine sokulması Türkiye’nin zararına olan davranışlardır. İsrail’in arkasında amerika ve Yahudiler var. Amerika bunu bize pahalıya öder.” Dediler.

O gün sadece bir Yunanistanlı gazeteci delikanlı bir şekilde Sayın Başbakanımızın Davos’taki çıkışı hakkında; “…Bütün dünyanın hayal edip söylemek isteyipte söyleyemediğini söyleyen adam” Diyerek dik duruşunu ortaya koymuştur. Ve “-ONE MİNUTE=BİR DAKİKA” cümlesi israil için sonun başlangıcı oldu.

Şimdi de CIA ve MOSSAD’ın planıyla Suudi asıllı amerikalı gazeteci Cemal Kaşıkçı sözde Suudilerin profesyonel ekibiyle İstanbul’da katlettirerek Reisimizin dünya mazlum ve mağdurları gözünde prestij kaybettireceklerdi. Ama bu plan da acemi teröristlerin EYP yaparken patlayıcının elinde patlayarak parçalaması gibi ellerinde patladı. Zaman Türkiye’nin lehine işliyor. Reisimiz katillerin itirafta bulunmasını bekliyor. Onun için odun külünde kahve pişiren bir usta edasıyla hareket ediyor. Onların daha birkaç hafta itirafta bulunmazlarsa Reisimiz Cemal Kaşıkçı olayının bütün detaylarını belgeleriyle açıklayacaktır. Siz 15 Ağustos 2018 tarihinde Türkiye’nin adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile İç işleri bakanı Süleyman Soylu’nun amerikadaki mal varlığına konulan yasağın yine amerika tarafından kaldırılmasını sıradan bir polisiye vakası mı sanıyorsunuz. Şimdilik onların kuyruğu reisin elinde reis yarın onların kuyruklarını bırakırsa birilerine memleketi dar gelebilir. SELAM VE DUA İLE.