Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ALLAH’TAN KORKARSAN MAHLÛKAT SENDEN KORKAR 23.11.2018 Cuma-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

“Sadece benden korkun."وَإِيَّايَ فَارْهَبُونAyetin tamamının anlamı şöyledir: “Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun.” (Bakara suresi 40)

İsrail, Yakûb aleyhisselâm’ın lakabıdır. Allah Teâlâ, Hz.Yakûb gibi seçkin bir kuluna nisbet ederek andığı Tevrat ehli Yahudilere

hitap ederek, kendilerine vermiş olduğu büyük nimeti düşünüp hatırlamalarını emretmektedir. Bu büyük nimet, kitap ve peygamberliktir. Medine’ye hicret eden Resûl-i Ekrem Efendimiz, onlara İslâm’ı, Kur’ân’ı ve kendisini arz etmiş ve beklenilen peygamberin kendisi olduğunu belirtmişti. Çünkü Yahudiler, bir peygamberin geleceğini ve onun son peygamber olacağını biliyorlar ve onu bekliyorlardı. Allah onlara sözlerinde durmalarını hatırlattı ve ahitlerini bozmaktan, fitne ve ahlâksızlıklara sapmaktan kaçınmalarını, sadece Allah’tan korkmalarını emretti. Onlar yine bu emri de yerine getirmediler. Allah’tan korkmayarak sapıklıklarını sürdürdüler.

Bu ve buna benzer yüzlerce ayet bizim kimden korkup kimden korkmayacağımızı açıklıyor. Bize düşen mahlûkatın yaratıcısı sahibi ve rızIklandırıcısı olan Allah’tan korkmaktır. Eğer biz Allah’tan korkarsak Allah’a inanmayanlar bizden korkar. HÂŞÂ VE KELLÂ Biz Allah’a sırtımızı çevirir Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yürürlükte kaldırır Rasulullah’ın sünnetinden yüz çevirir işlerimizi kâfirlerin emirleri doğrultusunda yaparsak o zaman biz herkesten korkarız.

Muhterem Kardeşim! Bil ki, bütün Salih ameller, imanın nurunu ziyade kılar. Sana, taat ve hasenata sarılmanı ve maarif-i ilâhiye ye (ilâhî marifetlere) vasıl olmanı tavsiye ederim! Muhakkak ki Allahu Teâlâ hazretlerini bilmek, amellerin en faziletlisidir.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine denildi:

-"Ya Resûlallah (s.a.v.) en faziletli ameller nelerdir?" Efen­dimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

-"Allahu Teâlâ hazretlerini bilmek ve tanımaktır." Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine denildi:

-"Hangi ilmi murad ediyorsunuz?" Efendimiz (s.a.v.) hazret­leri buyurdular:

-"Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahu Teâlâ hazretle­rini bilmeyi...! Sahabeler:

-"Ya Resûlallah! Biz amelden soruyoruz; siz bize ilimden cevap veriyorsunuz?" dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyur­dular:

-"Muhakkak ki ilim ile beraber olan az amel fayda verir; (fa­kat) cehaletle beraber olan çok ilim menfaat veremez.”( İhya-u Ulûmiddin, c. 1, s. 8,)

"Ve Allah'tan beride ne bir velî bulabilir, ne de bir nasir (yardımcı)..."

Kendisi için Allah'tan başka dost bulamaz, demektir. Birine Allahu Teâlâ hazretlerinin dostluğu ve yardımı geçtiği zaman, artık; ona kim dost olabilir? Kim ona yardım edebilir? Kim ondan azabı defedebilir? (İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 5/671)

Denilir ki:

Yaşlı bir kimse Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Ve dedi ki:

-"Ben yaşlı bir kimseyim! Ben günah işlemeye daldım... Fakat Allahu Teâlâ hazretlerini tanıdığımdan bu yana ona iman ettim ve Allahu Teâlâ hazretlerinden başka dost edinmedim. Ve ona karşı cüret ederek masiyetlere dalmadım. Göz açıp kırpıcaya kadar (bir an bile) kaçarak Allahu Teâlâ hazretlerini aciz bırakacağımı düşünmedim. Ben işlemiş olduğum günahlara pişmanım. Tövbe ediyorum! Sen Allahu Teâlâ hazretlerinin katında benim halimi nasıl ve nice görüyorsun?" dedi. Bu yaşlı adamın sorusu üzerine bu âyet-i kerime indi:

"Doğrusu Allah, kendine şirk koşulmasını mağfiret buyurmaz. Ondan berisini ise, dilediğine mağfiret buyurur. Kim de Allah'a şirk koşarsa, hakikatte pek uzak bir dalalete sapmıştır!" buyuruldu.

Şirk bağışlanmaz. Ancak (iman ve tevhid ile) şirkten tövbe edilirse bağışlanır. Şirk (ve küfrün) dışında kalan bütün günahlar bağışlanır. İster sahibi tövbe etsin ve isterse tövbe etmesin... Lakin bu günahların bağışlanması herkes için değildir. Allahu Teâlâ hazretlerinin mağfiretini dilediği kişiler içindir..

"Kim de Allah'a şirk koşarsa, hakikatte pek uzak bir dalâlete sapmıştır."

Haktan sapıtmıştır ve uzaktır. Çünkü şirk dalâlet çeşitlerinin en büyüğüdür. Doğruluktan istikametten en çok uzak olan sap­madır. (İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 5/632-633)

Rivayet olundu:

İbrahim Aleyhisselam, insanlara (kıtlık) isabet ettiği zaman­larda, Mısır'da bulunan bir dostuna adamlar gönderdi. Ondan erzak alıyorlardı. İbrahim Aleyhisselâm'ın dostu:

-"Eğer İbrahim Aleyhisselam, bu erzakı kendisi için istemiş olsaydı, elbette emrini hemen yerine getirirdim. Lakin İbrahim aleyhisselam bu erzakı misafirlere yedirmek için istemektedir, insanların başına gelen yokluk ve kıtlık bize de isabet etti!" dedi ve gelen adamlara bir şey vermeden geri gönderdi.

İbrahim Aleyhisselâm'ın gençleri, boş çuvallarla Mısırdan dönmekten utandılar. Çölde hararlarına (büyük çuvallarına) kum, çakıl ve taş doldurdular. Hizmetçiler, bu kötü haberi (arkadaşının bir şey vermediğini) İbrahim Aleyhisselâm'a haber verdiler. İbra­him Aleyhisselam (kapısına gelen ihtiyaç sahiplerine verecek bir şey bulamadığı için) çok üzüldü. Gözleri yaşardı. Gitti uyudu. İb­rahim Aleyhisselâm'ın eşi, Hazret-i Sâre annemiz, uykudan uyan­dı. (Onun bir şeyden haberi yoktu. Adamlarının Mısır'dan un ve buğday getirdiğini sanıyordu. Kum dolu) Çuvalların başına gitti. Birini açtı. İçi en iyi un ile doluydu. Ekmek yaptırdı. İbrahim Aleyhisselam uyandı. Çok güzel bir ekmek kokusu hissetti. Sordu:

-"Bu size nereden geldi?" Hazret-i Sâre, buyurdu:

-"Senin Mısırlı dostundan..." İbrahim Aleyhisselam;

-"Hayır dedi. Bu belki benim Halil’im Allahu Teâlâ hazretlerindendir..." Bu hadise üzerine Allahu Teâlâ hazretleri, İbrahim Aleyhisselâm'a "Halil" adını verdi.( Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43, İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 5/683-684.)

Bir Müslüman olarak Peygamberimiz gibi Allah’ı tanıdıktan sonra ona tam teslim ol. Allah’a teslim olduktan sonra zaten O’nun emirlerinin dışına çıkamazsın. Allah’ı bilmeden Peygamberi tanımdan, Peygamberin nasıl mücadele ettiğini bilmeden, Kur’an-ı okuyup anlamadan Sahabenin kısa zamanda nasıl insanlık zirvesine çıktığını bilmeden ne Allah’a gereği gibi kulluk edebiliriz. Ne de O’nu gereği gibi tanımız oluruz.

Üzerinde yaşadığımız dünyada dünyalığı kazanmak için neredeyse ömrümüzün yarısından fazla bir zamanı bunun için harcarken neden ahiret söz konusu olduğunda ömrümüzün hiç değilse beşte birini harcamayı düşünmüyoruz. Üç günlük dünya için gökdelen diken bizler neden ahiret hayatımız için bir mezar yeri edinmeyi akıl etmiyoruz.

Neden şehirlerin merkezine envai çeşit ağaç ve çiçek dikerek süslerken mezarlıkları neden şehrin dışına kaldırdık? Mezarlıkları göremeyince daha mı çok yaşayacağımızı sandık? Ne kadar yaşarsak yaşayalım bir gün dünyadaki ömrümüz bitmeyecek mi? Bizler Çinko yapmaya uğraşırken Azrail meleği “BİNGO” derse o zaman ne yapabiliriz?

Hiç bugüne kadar ölmeyeceğini söyleyip te ölmeyeni gördünüz mü? Yahut “Ben ölüme her an hazırım. Ne zaman dünyada alacağım nefesim biterse Allahu Teâlâ Azrail (as)’ı gönderip bendeki ruh emanetini alsın!

Bil ki havf (Allah'tan korkmak) büyük makamlardandır. Fazileti, sebep ve neticelerine bağlıdır. Sebebi anlatılacağı gibi ilim ve marifettir. Bunun için Allahu Teâlâ: “Allah'tan ancak, âlim kulları korkar” bu­yuruyor. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Hikmet ve ilmin ba­şı Allah korkusudur” buyuruyor. Neticesi ise, iffet, verâ' ve takva­dır. Bunların hepsi de saadetin anahtarıdır. Çünkü şehvet ve arzular terke dilmedikçe ve bu yolda sabredilmedikçe, saadet yolu bulunamaz. Şeh­vet ve arzuları korku gibi hiç bir şey yakıp yok edemez.SELAM VE DUA İLE