Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

BÜYÜK TÜRKİYE ÖĞRENCİNİN ÖĞRETMENE PARMAK SALLADIĞI BİR EĞİTİM SİSTEMLE KURULAMAZ 23.11.2018 Cuma-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

ARTIK ÖĞRETMENLERİN ÖĞRENCİ VE VELİLER TARAFINDAN DARP EDİLİP BIÇAKLANMASI, VELİLERİN OKULU BASIP İDARECİLERİ DÖVMESİ; ÖĞRENCİNİN ÖĞRETMENE PARMAK SALLAYARAK TEHDİT ETTİĞİ BİR SİSTEMLE BÜYÜK TÜRKİYEYİ İNŞA ETMEK BENCE HAYAL BİLE DEĞİL. KİMSE KUSURA BAKMASIN BEYLER AMA MEVCUT EĞİTİM SİSTEMİYLE

HARCADIĞIMIZ HER SAAT, HER DAKİKA BU MİLLETE YAPTIĞIMIZ EN BÜYÜK İHANETTİR. KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM.

Atalarımız “Kem âlet ile kemalat olmaz” sözünü boşuna söylememişlerdir. Yani “Eksik aletlerle çalışarak mükemmel eserler yapılamaz” demektir. Son 16 yıl boyunca Milli Eğitim bakanlığında fiziki şartlar iyileştirildi. Ama adı geçen sınıflarda okumak için oturan öğrencileri geleceğe hazırlayacak sadra şifa bir eğitim modeli uygulanmadı. Milli Eğitim bakanlığı adının söylendiği gibi basit bir bakanlık değil. Bu bakanlığın yürürlüğe koyduğu müfredatlar göre yetişecek gençlik ülkeyi 2030’lu 2040’lı yıllarda idare edecek.

Milli Eğitimin meseleleri dünden bugüne yığılmış basit meseleler değil. Meseleler Milli Eğitim Bakanlığının kuruluşundan itibaren başlamış büyüye büyüye bugüne kadar gelmiştir. Milli Eğitimin gerek merkez gerekse taşra teşkilatlarında görev yapan bürokratların büyük çoğunluğu o görevi sırtlayacak liyakat, ehliyet, emanet ve sadakate sahip değil. Bir işin içinde Liyakat, Sadakat, ehliyet ve emanet olmayınca işler orada el yordamıyla yürür. Zaten oraya göreve gelenlerin büyük çoğunluğunu bildiğim kadarıyla ahbap çavuş ilişkileri çerçevesinde yerleştirilmişlerdir.

Dolayısıyla Milli eğitimi 2030 ile 2040’a taşıyacak kapasiteleri yoktur. Yani Milli eğitimde kemalatlar doldurulmuş vaziyette ilerlemeye çalışıyor.

Ders kitaplarının seçimi basımı başlı başına bir problem. Mesela Peygamberimizin hayatı ile ilgili bugün okullarda okutulan kitapların içeriği 1960’lı yıllarda okutulanlardan daha basit, içeriği yönünde oldukça yetersiz hazırlanmış. Yani öğrenciler bu kitabı okuduklarında Peygamberimizin 1400 sene önce insanlığa sunduğu mesajdan habersiz kalıyorlar. Gerek temel bilgiler ders kitabında olsun, Gerek Peygamberimizin Hayatı kitabında olsun gerekse Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinde olsun gerekse de Tarih dersinde olsun Peygamberimizle ilgili yazılanlar Bedir, Uhud, Hendek ve Mekke’nin fethinden ibaret kalıyor. Çocuk bunları okuyunca çocuğun havsalasında Peygamberimizin ömrünü savaşlarla geçirdiği kanaatine varıyor.

Hâlbuki biz kitapları böyle basite indirip kitapların içini boşaltıp ders kitabını resim ve sloganlarla doldurup kitabı şeklen kalınlaştırmak yerine Peygamberimizin dünyaya verdiği mesajı Peygamber metoduyla anlatıp kitaplara yazsak o zaman hem kitabın hacmi incelir hem de kitabın verdiği mesaj mükemmel olur.

Mesela diğer bir yanlış şöyle; gerek İmam hatip okullarında gerekse liselerdeki Kur’an-ı Kerim ders kitaplarında konular aynı şekilde boşu boşuna uzatılarak yazılmış. Onlar Kur’an-ı Kerim ders kitabı yerine İslam tarihi ders kitabı şekline indirgenmiş. Halbuki Kur’an-ı Kerim ders kitaplarında Peygamber kıssaları kısa anlatılarak Kur’an-ı Kerimi öğrenmenin önemi vurgulansa daha iyi olur.

Son zamanlarda ortalıkta ders kitaplarının Talim Terbiyede geçmesi için kitabın içeriğinden ziyade kimin o kurula çok para verdiği için o kitabın kurul tarafından ders kitabı olarak seçildiğiyle ilgili haberler dolaşıp duruyor. Ben başlangıçta böyle bir dedikoduya itibar etmezken kitapların içinin boşaltıldığını görünce birilerinin bu milleti kestirmeden öldürmeye plan hazırladığını görüyorum.

Bunun böyle olduğu Milli Eğitim bakanlığı kurulduğu zaman Talim ve Terbiye kuruluna 4 Türk’e karşı 4 amerikalının atanmasıyla başlamıştır. Oyların eşit çıkması halinde amerikanın Ankara büyükelçiliğinde görevli konsolosluğun oylamaya çağrılmasıyla karar alınmaya çalışılmasıdır.

Düşünsenize bir devletin eğitim sistemini tesis etmek için bir kuruluş oluşturuyorsunuz. Bu kuruluşun 8 üyesi var. Ve bu üyelerin 4 Türklerden 4 de amerikalıdan oluşuyor. Bunların alacağı kararların eşit olması halinde Amerikalı elçiyi çağırmak zorunda kalıyorsunuz. Peki, bu tesis edilmeye çalışılan Milli eğitim sistemi amerikalıların sistemi midir ki böyle bir yapı oluşturulmuştur?

Dünyada böyle bir sakat yapılanmanın olmadığını biliyorum. Eğer dünyanın başka bir ülkesinde böyle bir sistem kurulup işletilmişse birileri bana haber verirse sevinirim.

Mevcut Milli eğitim bakanı eğitim millileştirmek istiyorsa – istediğine eminim- işe talim terbiyeyi değiştirmek ve mevcut merkez ve taşra teşkilatlarından görevli kadroları tasfiye etmekle başlarsa ancak o zaman Milli eğitim millileşir. Bir milli eğitim bakanlığı düşünün ki bu bakanlıkta çalışan üst düzey yetkililer okullarda sınıfta kalmayı kaldıracak yönetmelikler yazıp gönderdiler. Şimdi ilk ve orta okullarda devamsızlık dahil hiçbir nedenden dolayı sınıfta kalma yok.

Sayın bakanlığın yapacağı ikinci iş 15 Temmuz 2016 Cuma gününde ülkemizi işgale kalkan Fetö silahlı terör örgütünün milli eğitimdeki üyelerinin işine son verildiği gibi başka zararlı fikir ve düşüncelere sahip olan PKK’lı, TİKKO’cu, DEAŞ’lı ve Ateist öğretmenlerin de bir şekilde tasfiye edilmesi lazım.

Sayın bakanlığın yapacağı üçüncü iş ise okullarda kopya çekilmesinin önüne geçmesi olacaktır. Kopya çekmek Avrupa, amerika, Japonya, Kore, Hindistan ve benzeri ülkelerde suçtur. Okullarda koya çekmenin birinci basamağı gerek okullarda öğretmenlerin yaptığı yazılılar olsun gerekse bakanlığın yaptığı yazılılar olsun TEST sisteminin tamamen kaldırılıp yasaklanması lazım.

Sayın bakanlığın yapacağı dördüncü iş ise disiplin yönetmeliğinin 1990’dan önce uygulanan şekline çevrilip yürürlüğe koyması olacaktır. Artık biz okullarda sözde eğitime giden öğrencilerin öğretmenlerine parmak sallayarak TEHDİT ETMESİNİ, BIÇAKLAMASINI, SİLAHLA SALDIRMASINI İSTEMİYORUZ. SELAM VE DUA İLE