Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

BAŞLANGIÇTA, OSMANLI’DA GÜNÜMÜZE KADAR ÖĞRETMEN ÖRGÜTLENMELERİ 24 11 2018 Cumartesi-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

MÜDERRİSLER (DERS VEREN ÖĞRETMEN VE ÖĞRETİM ÜYESİ):

Orta Çağ’da,ders veren alimlerle,ders vermeyi kendisine meslek edinmiş alimler arasında bir ayırım yapılmadığı bilinen bir gerçektir.

Müslümanlar, ilmi ders veren hocalardan öğrenmeye bilhassa itina göstermişler ve talebenin,ilmi tek başına kitaplardan almasına şiddetle karşı

çıkmışlardır.Nitekim bazıları bu konu ile ilgili olarak şöyle demişlerdir: Belanın en büyüğü sayfaları hoca edinmektir.Yani halkın,ilmi kitaplardan öğrenmesidir.

Bilgi’nin,öğretmenin silahı olarak tek başına yeterli olamayacağını idrak etmeleri ve bilgiye,ayrıca eğitim tekniğinin de ilave edilmesi gerektiğini almaları,Müslümanların mefahiri arasındadır.İbn Haldun,bu nazariyeyi açıklama sadedinde müstakil bir fasıl açmış ve başlığına “ÖĞRETİMİN BİR MESLEK VE SANAT OLDUĞUNA DAİR FASIL” ismini vermiştir.

Müslümanlar, ev-mektep münasebetinden ve talebenin başarısı üzerinde evin oynadığı rolün öneminden de bahsetmişlerdir.Kitab’ül-İrşad ve’t-Talim isimli eserde bu mevzu üzerinde uzun uzadıya durulmuştur.Bu kitaptaki bir pasajı aynen aşağıya yazıyorum: “Çocuk,ailesinin bir suretidir:ailesinde olan her iyilik ve kötülük,işittiği ve gördüğü herşey onun karakterine tesir eder.Bu bakımdan çocukların terbiyesi konusunda annelerin gösterdikleri çaba,onların en önemli işlerinden birisi olmuştur.malına bakıp da çocuğunu terbiye etmeyen kimse,çocuğu da serveti de elden çıkarmış olur.Üstün meziyetlerin,mektepte kazanılması mümkün olmayıp,çocuğa konuşulanları işitip söylenenleri anlamaya başladığı günden itibaren bu alışkanlığın verilmesi lazımdır.Kendilerinden bu vazifeyi yapması istenilen kimselerin ilki tabiatıyla,doğumdan itibaren çocukla devamlı beraber yaşayan kimselerle:hareketleri sözleri ve davranışları ile onun üzerinde müessir olan kimselerdir.Öte yandan bu terbiyenin gereği olan meşakkate göğüs germe,sabır,akıl,şefkat ve karşılıksız sevgi gibi hususları da buna ilave edince,bunun ancak,fıtratı ilahiyenin bu yüce memuriyet için yarattığı kimseler vasıtasıyla tamamlanabileceğine kanaat getiririz.Bunlar da anne ve Baba’dan başkası değildir.

Ez-Zernuci,ev ile mektep arasında kurulması gereken alakayı son derece veciz ve öz bir ifade ile formüle etmiştir: “Öğrenimde,üç kişinin çaba harcamasına ihtiyaç duyulur: Öğrenci,Baba Ve Hoca!...”(2)

Bugün Anneler çocukları için beylerini sevmek zorundadırlar.Bugün Babalar çocukları için eşlerini sevmek zorundadırlar.

“Oğlum akıllıysa neylesin malı,oğlum deliyse neylesin malı.” Atasözü boşuna söylenmemiştir.

ÖĞRETMEN SENDİKALARI:

İslami kaynakların tescil ettiği sarih vesikalar,Müslümanların Orta Çağ’da sendikaları tanıdıklarını ve bu sendikaların çeşitli teşekküllere teşmil edildiğini ifade etmektedir.Mesela Yakut El-Hamevi: El-Murtaza Ebu’l-Kasım’ı (ö:436/1044) tanıtırken,ondan: Sabur b.Erdeşir’in kurduğu Dar’ul-İlmi’n kendisine verilen Talebeler Sendikası Başkanı;”şeklinde bahseder.(3)

El-Makrizi: “Fatımiler devrinde dikim evlerinde /Dar’ul-Kisve)denilen kıyafetlerden bahsederken,Nakib’ül-Eşraf’ın giyeceği elbiselerden söz eder.(4)

Abdurrahman İbn’ül-Cevzi: El-Amid Ebu Nasr’ın Hicri 462 senesinde (M.1070) Nizam’ül-Mülk tarafından medreselere yapılan vakıfların vakıf sicillerini huzurlarında okumak üzere halkı davet ettiğini ve bu toplantıya gelen zevat arasında İKİ SENDİKA BAŞKANI (NAKİBAN),müfettişler ve baş kadı’nın da bulunduğunu zikreder.(5)

Böylece sendikaların mevcudiyeti ve yaygın hale geldiği anlaşılıyor.Hatta Kiliselerin bile,ihtiyaçlarını düzenleyen ve haklarını koruyan teşkilatı vardı.Şimdi biz esas konumuz olan öğretmenlere sözü getirmek ve sormak istiyoruz:

ACABA ÖĞRETMENLERİN DE SENDİKASI VAR MIYDI?

Kitaplardaki yazılanlara göre evet öğretmenlerin de sendikası varmış.Zira öğretmenler camiası,diğer guruplardan daha az aşağıda değildi.öğretmenler,-özellikle-alimler ve seçkinler sınıfını meydana getiriyordu.Onlar,devlet işlerinde daha büyük nüfuza sahiptiler.Müntesiplerini bir araya getiren ve onların işlerini yoluna koyan bir teşkilata ihtiyaçları vardı.Bu konumuzla ilgili yukarıdaki vesikalardan çıkarılmış bir netice değildir.Hatta elimizde öylesine sağlam vesikalar vardır ki,bunlar,sadece öğretmenler sendikası ve sendika başkalarından bahsetmekle kalmayıp,bu sendika başkanlarının nüfuzundan ve bunların nüfuzunun-zaman zaman-halifelerin otoritelerini de bastırdığından bahsederler.Bu vesikaların bir kısmını aşağıya alıyoruz:

Yakut’un nakline göre: El-Hatib El-Bağdadi’nin (ö:463/1071) eline,-Halife El-Kasım bi Emrillah’ın işitip rivayetine sahip olduğu- bir hadis kitabı geçer. El-Hatib,kitabı alır ve doğruca halifenin kapısını çalarak,bu kitabı kendi huzurunda okuyup kontrol etmesi için ondan izin ister.Halife:

-“O,hadis ilminde otorite bir şahsiyettir. Benden hadis dinlemeye hiç de ihtiyacı yoktur. Bunu vesile edinerek başka bir isteğini söylemeye gelmiş olabilir.Sorun bakalım arzusu nedir?” Der.

Kendisine esas maksadının ne olduğu sorulunca: halife de, kendisine izin verilmesi yolundaki isteğini Nakib’ün-Nukaba’ya (Baş Nakib) iletir.( (6)

Bundan da anlaşılıyor ki,orada Nakib’ler ve Nakib’ün-Nukaba(Baş Nakib) vardır.Ve halifelerin,bu   zümreye emretme ve sendika başkanı ile istişare etmeden,her hangi bir şahsa ders okutma izni verme salahiyeti yoktur.Eğer direktif ve izin vermeye kalkışırsa,sendika başkanının emri üstün basar ve onun sözü yerine getirilirdi.El-Makrizi’nin rivayetine göre:Ebu Talib ali b.Abd’s-Semi baş kadı’nın –ki o,aynı zamanda Nakib’ün-Nukaba’dır.İzni ile Raşide Camii’nin hatipliğinde bırakılır.İbn Usfara,halife Ez-Zahir li İ’zaz Dinillah’a baş vurarak,hatipliğe kendisinin tayin edilmesi için halifeden ferman çıkartır. Neticede hatipliğin Ebu Talib’e bırakılması ve İbn Usfara’nın da ona halef olması görüşü üzerinde karar kılınır.(7)

Öte yandan. El-Makrizi, Fatımiler devrindeki Da’i’d-Du’at’tan da söz ederek şöyle der:

“O,mevki itibariyle baş kadı’nın yanında yer alır,giyim kuşam yönünden de aynen onun gibi giyinirdi.O,ehl-i Beyt mezheplerinin hepsini bilir,başka mezheplerden kendi mezhebine geçen kimselerden ahd ü misak alır ve bu iltihak merasimi sırasında,Öğretmenler Sendikaları Başkanları’ndan (Nukaba’ül-Muallimin),yanında On İki Tane Başkan (Nakib) bulundururdu.(8)

Ebu Şame: Müderrislerin,sendika başkanını kendi aralarından seçtiklerini: sultanın,ancak üyeler arasında bir uyuşmazlık vuku halinde müdahale ettiğini,onun müdahalesinin da arabuluculuk mahiyetinden olup,direktif verme ve nüfuzunu kullanma şeklinde olmadığını ifade eder ve Mukallid’üd-Devla’i’nin anlattığı şu haberi nakleder:

“Hafız el-Muradi ölünce,biz fakihler iki kısma ayrıldık:Araplar ve Kürtler!...Bir kısmımız fıkıh taraftarı olup Şeref’üd-Din b.Ebi Asrun’u başa geçirmek istedik,bir kısmımız da nazar ve hilaf ilmi taraftarı olduğu için Kutbud-Din En-Nişaburi’yi seçmek istediler.bu yüzden fukaha arasında uyuşmazlık baş gösterdi.Nureddin (Zengi) hadiseyi işitince,bütün fakihleri çağırttı ve kendisini temsilen,bu işi yatıştırmak üzere Mecd’üd-din İbn’üd-Daye’yi vazifelendirdi. İbn’üd-Daye onlara hitaben:

-“Biz medreseleri, sadece ilmi yaymak ve hurafeleri yok etmek için kurduk. Sizin bu yaptığınızın iç açıcı ve yakışık alır bir tarafı yoktur. Efendimiz söz verdiler: her iki grubu da hoşnut edeceğiz ve her iki hocaya da vazife vereceğiz” dedi.

Neticede her ikisi de çağırtılarak, Şeref’üd-Din kendi ismi ile anılan medreseye; Kutbud-Din de en-Nifferi Medresesine tayin edildiler.(9)

ÖĞRETMENLER SENDİKASI’NDAN bahseden bu önemli vesikalar,bu teşekkülün,çok erken devirlerde Müslümanlar arasında mevcut olduğu fikrini vermektedir.Bu teşekkülün henüz gelişmemiş ve ideal seviyeye ulaşmamış olduğunu,haliyle itiraf ediyoruz.Ancak bu rivayetler,Orta Çağın karanlıkları arasında öğretmenlerin de,böylesine otoriter ve nüfuzlu bir sendikası olduğunu yeteri kadar açıklığa kavuşturmaktadır.nitekim İSLAM ANSİKLOPEDİSİ’NDEKİ “MESCİD” başlıklı değerli makalesinde Earnst Diez,bu teşkilattan sitayişle bahsetmiş ve hayretini yenememiştir.

OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE ÖĞRETMEN ÖRGÜTLENMESİ

Gelişmiş ülke; üç önemli sektö­rün iyi organize olduğu, mis­yonunu tam olarak yerine ge­tirdiği ve her üç sektör arasında yüksek düzeyde koordi­nasyon ve otokontrol bağlıyabilmiş ülkedir.

Kamu sektörü devlet organizasyonudur. Özel sektör serbest piyasadır. 3. sektör ise sivil toplum kuruluşlarından oluşan sivil ya­pılanmadır.

Kalkınma, gelişme, refah ve saadet, hak ve adalet ölçülerinin doğru olarak be­lirlenmesi ve uygulanması, her­kesin eşit muamele görme­si... Gibi arzulanan ve he­deflenen hayat tarzına bu sayede ulaşılır. Her sek­tör kendi alanı içerisin­de yetkindir. Biri diğeri­nin iç işleyişine dayat­macı bir anlayışla mü­dahale edemez. Ortak hedef insanların refahı­nı, saadetini ve mutlulu­ğunu temin etmektir. Bir­birleri arasında çatışma yok­tur; uyum vardır. Hükmetme ve dayatma olamaz.

Elbetteki bir kötülüğü ortadan kaldırmak ve iyi olanı tek güç haline getirmek, insan için bir mecburiyettir. Ancak bu, münferit olarak başarılabilecek bir şey değildir. Bir güç haline gelmek gerekir. Bunun için önemli ölçüde bir gayret gerekir. Bu gayre­ti kesintisiz sürdürebilecek bir mekân ve imkân gerekir. Hepsinden önce de bütün bunları yapmak için halisane niyet gerekir.

Şuurlu Öğretmenler Derneği halisane bir niyetle bir sivil toplum kuruluşu olarak bü­tün bu gerekliliklerin bir neticesi olarak orta­ya çıkmıştır.

Toplumun şekillenmesinde en önemli katkıyı sağlayan eğitim camiasının kıymetli mensuplarını millî bir şuur etrafında topla­mak, meslekî formasyonlarının gelişmesi­ne katkı sağlamak, ülkenin eğitim sorunları­nı çözecek projeler üretmek, eğitim metot ve teknolojilerini yakından "takip ederek ge­liştirmek için çalışmalar yapmak, gençliğin sorunlarını tespit etmek, sorunları çözecek programlar geliştirmek... Gibi önemli ve yüksek hedefler seçmiştir.

ÖRGÜTLENMENİN KRONOLOJİSİ

Türkiye'de öğretmen örgütlenmesinin kronolojik olarak seyri şöyledir:

1. İlk örgüt, "Encüme­ni Muallim", 1908'de II: Meşrutiyet’in ilanıyla gerçekleşmiştir.   Kurucuları Maarif Nezareti'ne yakın öğretmenler olduğu için fazla taraftar bulamadı.

2. Yine aynı yıl Fransızca Öğretmeni Zeki Bey'in öncülüğünde "Muha-faza-i Hukuk-i Muallim" kurul­du.

3-Her iki örgüt Zeki Bey'in başkanlığın­da birleşerek "Cemiyet-i Muallimin"! oluş­turdu.

1909'da İstanbul'a giren Hareket Or­dusu, Zeki Bey'i tutukladı. Cemiyet dağıldı.

4-Edirne Muallim Mektebi Müdürü Nafi Atuf (Kansu)'un öncülüğünde "Mahfel-i Mu­allimin" kuruldu.

5-Bursa'da Öğretmen Okulu Müdürü Ethem Nejat "Muallim Yurdunu" kurdu. Fah­ri başkanı Vali Prens Abbas Halim Paşa idi. Bu girişimler eğitimcilerin öncülüğünde başlamış, ancak yıllar süren sıkıyönetimler etkisiyle uzun ömürlü olamamıştır.

6-1914'te denenen "Muallimler Cemi­yeti" girişimi yarım kaldı.

7-Yine bu yıllarda "Darül Muallimin" ve" Darul Muallimat Mezunları Cemiyeti"Ankara ve İstanbul'da kadın ve erkek öğret­menlerin ortak örgütlenmeleri olarak kurul­du.

8- İlkokul öğretmenleri daha sonra bu cemiyetlerden koparak "Tedrisat-ı İptida­iye Muallimleri Cemiyeti”ni kurdular.

9-23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışın­dan sonra Anadolu hükümetine bağlı öğret­menler tarafından yeni örgütlenmeler baş­latıldı. Cemiyetin amacının belirsizliği ciddi tenkit konusu oluyordu. Cemiyet sırasıyla"Türkiye Muallime ve Muallimler Cemiye­ti", "Türkiye Muallimler Birliği" adını aldı."Cumhuriyet tipi öğretmen meydana ge­tirme ideali" bazı öğretmenlerin meslekten çıkarılmasını gündeme getirdi. Bu öğret­menler, Bakan ve Birlik Başkanının imzasıy­la işten çıkarılıyordu. Bu da öğretmenleri Cemiyet'ten soğuttu.

10-Muallimler Birliği'nin kuruluş amacın­dan uzaklaşması, Şeyh Sait İsyanı'nı takip eden olaylarla birlikte her tür örgütlenmeye kuşkuyla bakılması öğretmen örgütlenme­lerini önemli ölçüde etkiledi.

11-1931'e gelindiğinde 16 yerel öğret­men derneği bulunuyordu.

12.1935-1936 Öğretim yılında "İstanbul Muallimler Birliği"nin kapanmasıyla öğret­men örgütlenmesi-süreci sona erdi.

13. 1931'de girilen tek parti dönemi her türlü özgür örgütlenmeyi yok etti. 1938'de çıkarılan 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu, ka­mu görevlilerine örgütlenme hakkını yasak­ladı.

14.1932'de kurulmaya başlanan halkev­lerine öğretmenler üye olmak için zorlanı­yordu.

Yasak 1946 çok partili hayata geçişe kadar sürdü.

1946-1965 arasında yöresel örgütler kuruldu. Daha sonra bunlar birleşerek”Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Fede­rasyonu (TÖDMF)" adını aldı.

Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu kendisini ilerici, devrimci diye tanımlayan kişilerin yönetimine geçmesiyle milliyetçi, muhafazakar öğretmenler "Milli­yetçi Öğretmenler Birliği"ni kurdular.

1965-1971 arası öğretmen örgütlen­meleri sendika adı altında sürdürüldü.

Yine yasak... 12 Mart Muhtırası ile örgütlenmeler yine kesintiye uğradı.

20.1971 'den sonra sendikaların yerlerini dernekler aldı.

"Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER)" kuruldu.

"Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğret­menler Derneği (ÜLKÜ-BİR)" kuruldu.

"Mefkureci Öğretmenler Derneği(MEF-DER)" Mayıs 1975 yılında kuruldu.Genel Merkezi Ankara'da idi. Amacı öğret­menler arasında mesleki birlik ve dayanış­mayı sağlamak için bütün öğretmenleri "Millî Mefkure" etrafında toplamaktı. Aylık "MEF-DER" adlı bir dergi çıkardı. 15.000üyeye sahipti.

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle tek­rar tüm dernekler kapatıldı. Yine yasak...Yine filizlenen sivil örgütlenmelere tırpan...

25.1990 yılıyla birlikte sendikal örgütlen­me dönemi başlamıştır. EĞİTİM-SEN, TÖB-DER'in; EGİTİM-BİR-SEN, MEF-DER'in; TÜRK-EĞİTİM-SEN, ÜLKÜ-BİR'in birçok benzer yönüyle devamı olmuştur.

26. 1989'da bir grup öğretmen tarafın­dan Genel Merkezi Ankara'da olmak üzere "Öğretmenler Vakfı" kuruldu. Kısa sürede bütün illerde örgütlenmesini tamamladı. Millî Şuur çerçevesinde önemli hizmetler ic­ra etti. Çeşitli konferans, seminer, panel ve etkinliklerle eğitim camiasına önemli katkılar sağladı. Öğretmenlerin sendikal örgütlen­meye geçişlerinde önemli desteği oldu ve altyapıyı hazırladı. Halen işlevini "Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞ-DER)” ile koordineli olarak sürdürmektedir.

27-“Şuurlu öğretmenler Derneği (ÖĞ-DER)” 12 Ekim 2005’te kuruldu.31 Ocak 2006’da tüzüğünün onayından sonra resmen çalışmalarına başladı. Tüzüğünde belirtilen amaçlar doğrultusunda çalışmalarını büyük bir heyecanla sürdürmektedir. (10)

DİP NOTLAR:

1-Ta’lim’ül-Müteallim- Ez-Zernuci Sh,15

2-Mucemü’l-Üdeba cilt:6,Sayfa;359

3-El-Hıtat Cilt;1,Sh,411,ile İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi Dr. Ahmed Çelebi Ter:Ali Yardım sayfa:372

4-El-Hıtat Cilt;1,Sh,411 ile İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi Dr. Ahmed Çelebi Ter:Ali Yardım İst,sayfa:284

5)El-Muntazam,Cilt,8/256 ile İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi Dr. Ahmed Çelebi Ter:Ali Yardım İst,sayfa:284

6-Mucemü’l-Üdeba cilt:1,Sayfa;246-247

7-El-Hıtat Cilt;2,Sh,282 ile İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi Dr. Ahmed Çelebi Ter:Ali Yardım İst,sayfa:285

8-El-Hıtat Cilt;1,Sh,391 İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi Dr. Ahmed Çelebi Ter:Ali Yardım İst,sayfa:286

9-Er-Ravzateyn,1/13

10- Sendikal Örgütlenme ve EĞİTİM-BİR-SEN Erol Battal- EĞİTİM-BİR-SEN Yayınları-2004