Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

GÜN ALLAH’A YARDIM GÜNÜDÜR 12.12.2018 Çarşamba -Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Allah’a yardım etmenin manası bizim zor durumda olan birisine yaptığımız yardım manasına gelmez.Kur’an-ı Kerimin Muhammed suresinin 7. Ayetinde Allahu Teâlâ bize şöyle buyurmuştur:

“Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” Tefsirciler bu ayetin tefsirini şöyle yapmışlardır:

Ey iman edenler! Ey ben de müminim diyenler! Eğer müminseniz bu sese kulak verin. Eğer sizler Allah’ın

dinine yardım ederseniz, Allah’ın dininin ikamesi adına çaba gösterirseniz, O da size yardım edecek ve sizi zafere ulaştıracaktır. Sizin ayaklarınızı sağlam ve sabit kılacak, cennet yolunda sizin ayaklarınızı kaydırmayacaktır.

Âyet-i kerimede Allah’a yardımdan söz ediliyor. Peki, acaba Allah’a yardımı nasıl anlayacağız? Tirmizi’derivâyet edilen bir hadisi şerifte Allah’ın Resûlü Abdullah İbni Abbas’a der ki:

“Evlâdım! Sana bir kaç kelime nasihatim var. Allah’ı koru ki o da seni korusun, Allah’ı gözet ki o da seni gözetsin...”

Peki, Allah nasıl korunacaktır?

Yine bir hadis-i kudside Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kıyamet günü Cenâb-ı Hak kuluna buyuracak ki: “Kulum sen dünyada iken ben hasta idim de sen benim ziyaretime gelmedin! Yolumu kaybetmiştim de bana mihmandarlık yapmadın! Ben yoksul kalmıştım da beni doyurup giydirmedin!” (Müslim, Birr 43, (2569).)

Peki, Allah nasıl ziyaret edilecek? Allah nasıl doyurulup giydirilecek?

İşte tüm bunları Allah’a yardım gibi anlayacağız. Allah’a yardım, Allah’ın dinine yardımdır. Allah iman, amel, ihlâs ve ihsan ile korunacaktır. Allah’a yardım, Allah’ın emirlerini icra ve nehiylerinden kaçınmakla gerçekleşecektir. Allah’a yardım, Allah’ın dininin hâkimiyeti adına çalışıp çırpınmakla gerçekleşecektir. Allah’ın dininin hâkimiyeti adına mal ve can feda etmekle gerçekleşecektir. Rabbimiz tarafından korunmayı, düşmanlarımız karşısında ayaklarımızın sabit tutulup zafere ulaşmayı istiyorsak, biz de Allah’ın dinine yardım edeceğiz. Değilse hâşâ Allah’ın bizim yardımımıza asla ihtiyacı yoktur. Çünkü dininin hakim olacağını zaten Allah müjdelemektedir. Ama bizlerin kendi lehimize Allah’ın dininin hâkimiyeti adına vereceğimiz yarım hurma, dökeceğimiz birkaç damla ter ve kan, bizim cennet yolunda ayaklarımızın kaymamasına, cennete ulaşmamıza sebep olacaktır.

Peygambere yardımı da böyle anlıyoruz. Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz bizden peygamberlerine de yardım istemektedir.

Peki, acaba Peygamberlere yardımı nasıl anlayacağız? Acaba ne kastediyor Cenâb-ı Hak bununla? Meselâ bir düşman grubu var elli atmış kişilik ve farz edin ki onlarla ben kesin dövüşeceğim. Şimdi böyle bir durumda sizlerin bana yardım etmeniz ne demek? Onlardan birkaçını da sizin haklamanız değil mi? İşte benim böyle bir durumdayken sizin bana bu şekildeki yardımınız ne demekse, Peygambere yardım da o demektir. Peygambere yardım da o şekilde yapılacaktır. Nasıl yani? Hani Peygamberler küfür karşısında küfre dimdik kalkan olmuşlar, küfre asla geçit vermemişlerdir ya, işte biz de aynısını yapıvereceğiz, biz de öyle oluvereceğiz, biz de aynı rolü üstlenivereceğiz; böylece Peygamberlere yardım etmiş olacağız.

Meselâ bakın bir mümin kişi vardı Firavun hanedanından, Firavun’un sarayında bir süre imanını gizlemişti. Nihayet Firavun ve adamları Hz. Musa’yı öldürme kararı alınca, artık bu durumda imanını gizlemenin anlamı kalmamıştı. Hemen harekete geçti, kendisini onların önüne attı ve vücudunu Hz. Mûsâ’nın önüne kalkan yaparak: “Sizi, sizden hiçbir ücret istemeden Allah’a çağıran Salih bir peygamberi öldürmeye mi kalkışıyorsunuz! Bunu asla yapamazsınız! Yapamayacaksınız!” diye haykırarak peygamber mesajını savundu. İşte böylece kendini feda ediyor ama peygambere de destek veriyordu.

Yine Yasinsuresinde şehrin çok uzaklarından koşup gelen bir mümin de peygamberin yalanlandığı bir ortamda peygamberlerle beraber onların sözünün bittiği yerde cesurca tevhidi ortaya koyuyor ve peygamber fonksiyonuna sahip çıkıyordu. Hem de kendisini bu uğurda feda edecek biçimde.

Hz. Fatıma anamız Hz. Ömer’in karşısında haykırırken kendini savunmaktan çok Resul-i Ekrem’e yardımcı oluyordu. Resul-i Ekrem’in geliş gayesine yardımcı olamaya çalışıyordu.

Demek ki peygamberlere yardım, onların görevlerine yardım şeklinde olur. Yani peygamberler dünyada Allah’ın istediği adaleti gerçekleştirmek, insanların dünyada Allah’ın istediği hayat programını yaşamalarını sağlamak, insanların cennet yollarını açmak, cehennem yollarına barikatlar koymak için gelmişlerdir. İnsanların yeryüzünde Rabb olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, kitap olarak Kur’an’ı ve bu konuda örnek olarak da Hz. Peygamber’i tanımaları için gelmiş olan Peygamberin bu görevini, bu fonksiyonunu kendimize görev edinir, dert edinir, iş edinir, din edinirsek biz de onlara yardımcı olmuş oluruz. Onların inandığına inanır, yaptıklarını yapar, sevdiklerini sever, reddettiklerini de reddedebilirsek, varlıklarını ve programlarını kendimize program kabul edebilir, isteklerine köstek değil destek olabilirsek, o zaman biz de onlara yardımcı oluruz. Değilse ona ve onun getirdiği mesaja karşı kör ve sağır kesilirsek, o zaman bizde peygamberi öldürüyoruz demektir. Peygamber bizim ilgisizliğimiz yüzünden öldürülüyor demektir.

Birileri eğitim programlarıyla, birileri kılık-kıyafet kanunlarıyla, birileri hayat programlarıyla birileri seçim zamanında oy kullanmamakla onun yolunu, onun sünnetini, onun anlayışını yok etmek, toplumdan silmek isterken, biz de beri tarafta buna seyirci kalıp onların işlerini kolaylaştırmak yerine onun sünnetini öğrenip, yaşayıp, müdafaa durumuna gelirsek o zaman biz de ona yardım ediyoruz demektir.

Evet, işte Allah’a yardım ve Allah’ı korumak budur. Allah’a Allah’ın istediği biçimde inanmak, Allah’ı Allah’ın kendisini Kitabında bize anlattığı mükemmel sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olarak inanmak, Allah’ın gönderdiklerine Allah’ın istediği biçimde iman etmek, emirlerini yarine getirip nehiylerinden kaçınmak, O’na onun istediği biçimde kulluk yapmak, sevdiklerini sevmek, düşmanlarını düşman bilmek, rızası sebebiyle razı olmak, gazabıyla gazaplanmak hasılı tüm hayatı onun istediği biçimde değerlendirmektir.

Tabii ki Allah’ın hukukunu koruyabilmek için, Allah’ın dinini muhafaza edebilmek için elbette Allah’ın hukukunu ve dinini tanımak şarttır. Allah’ın kitabını koruyabilmek için kitabı tanımak şarttır. Allah’ın kitabını Allah’ın yasalarını tanımayan bir kimsenin onları koruması ve savunması mümkün değildir. Birileri bozuk para gibi Allah’ın âyetlerini harcarken, birileri kendi hukuklarını yerleştirebilmek için, kendi yasalarını hakim kılabilmek için Allah yasalarını ezip bozarken Allah yasalarından habersiz yaşayan insanların beri tarafta seyretmesi kaçınılmazdır. Bilmeli ki insan koruyabilsin. Öyleyse Allah’ın ki-tabını tanımak zorundayız. Allah’ın yasalarını bilmek zorundayız ki onlara sahip çıkabilelim. Allah böylece kendi yolunda kendi dini adına, kendi arzularının hâkimiyeti adına savaşarak Şehid olan kullarını doğru yola ulaştıracak, onların amellerini boşa çıkarmayacak, dünyada da ukbâda da onların amellerini hedefine ulaştıracaktır. Onların yaptıkları yatırımların hiçbirisi boşa gitmeyecektir. Kâfirlerin aksine Allah onların döktükleri terleri bile değerlendirecektir. Onların nefesleri bile davalarını diri tutmaya devam edecektir.

Onlar bize sürekli mesajlar vermekte ve Allah’ın dinini canlılıkla muhafaza ettirmede en büyük rolü oynamaktadırlar. Yani şehidin sürekli bizim karşımızda, bizim dünyamızda yayın yaptığını ve yaptığı yayınlarla sürekli olarak bize bunu hatırlattığını görüyoruz. Lâkin hayatta olan, canlı olan birilerinin, hatta en büyük âlimlerin, hocaların dahi böyle bir mesaj veremediklerini de biliyoruz. Meselâ bakın hiçbir kimsenin hiçbir mesaj vermediği bir ortamda, herkesin durgun, statik hayat yaşadığı bir ortamda, yıllar önce ölen ve de adı Yasin suresinde ebedîleşen adsız bir şehidin sürekli olarak bize verdiği mesaj bakın şöyle :

“Keşke kavmim bir bilebilseydi Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve de beni mükramundan, ikrama boğulanlardan kıldığını.”

Bu büyük bir şeref, bu büyük bir ecir ve büyük bir nimettir. İşte şehidin, Allah yolunda ölen birinin canlılığını koruduğunun ve sürekli bize mesaj ulaştırdığının bir kanıtı ve ispatı... Kıyamete kadar Yasin suresini okuyan herkese ulaştırılan bir mesaj… Görünüşte ölmüşler bunlar, toz toprak olmuşlardır, adları sanları kalmamış, nerelerde oldukları da belli değildir. Ama dünyanın her bir yerinde canlarını Allah için feda etmiş olan, Allah’tan başka İlâh olmadığının şehadetini canlarıyla ispat eden bu insanlar, Allah’ın ölü demeyi yasakladığı bu varlıklar, bu kutlu şehitler sürekli bize mesaj sunuyorlar.

Bakın Âl-i İmrân suresindeki âyette de bu diriliğin ve bize mesaj sunuşun açıklanmasını şöyle görüyoruz:

“Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilâkis Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.” (Âl-i İmrân 169,170) (SELAM VE DUA İLE)