Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

NİÇİN EĞİTEMİYOR, NİÇİN ÖĞRETEMİYORUZ? 12.6.2019 Çarşamba-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Eğitimin “MİLLİ” ile başlaması güzel ama devamında millilikten eser görülmüyor. Cumhuriyetin kurulmasından sonra bu millete kendi değerleri unutturulmuş avrupanın dejenere olmuş yanlış fikirleri aşılanmış. En başta bu milletin temel değerlerini öğretmek yerine avrupanın kokuşmuş, iflas etmiş değerleri doğru diye öğretilmiş. Milli ve manevi değerlere bağlı olduğunu söyleyen öğretmenler bile bizim klasikleri okumak yerine öğrencilere batı klasiklerini tavsiye edilmiştir. Kendini bilmeden başkasının değerlerini öğrenen aynen “Gavur ekmeği yiyen gavur kılıcı çalar misaline döner. Ve Kendi ecdadının “SOYKIRIM” yaptığı

yalanına inanır ve kendi ceddine iftira eder.

Osmanlı Ermenilere Soykırım yaptı (!!!) yalanına inanlar dönüp bir tarihlerine birde bu yalanı atanların yakın geçmişine baksınlar. Osmanlı soykırım yapsaydı bugün Ermeniler Ermenice, Boşnaklar Boşnakça, Araplar Arapça konuşabilirler miydi? Mademki Osmanlı soykırım yaptı da Amerikalılar ile Avrupalılar yapmadıysa neden Fas Tunus ve Cezayirli gençler Arapça konuşmak yerine Fransızca ve İngilizce konuşuyorlar?

Mademki Amerika ve Avrupa medeniyse amerikanın yerlileri olan zenciler nereye gitti? Madem bunlar medeni ve çağdaş biz değilsek Osmanlı toprakları üzerinde niye 600 sene 72 millet kendi dilini, dinini ve diyanetini yaşadı?

Uluslar arası bir konferansta BAE öğretim üyesi konuşmasını İngilizce yapmış ve konuşma sırasında Osmanlının sömürü yaptığını; egemenliği altındaki milletleri sömürüp soykırım yaptığını söyleyerek konuşmasını bitirmiş. Arkasında kürsüye Türkiye adına Profesör Doktor İhsan Süreyya Sırma çıkmış tebliğini Arapça sunmuş ve konuşması sırasında BAE profesörüne; “Osmanlı sömürü ve soykırım uygulamamıştır. Eğer iddia ettiğiniz gibi Osmanlı bunları yapsaydı siz konuşmanızı İngilizce değil Osmanlıca yapardınız. Ben de konuşmamı Arapça değil Osmanlıca yapardım” diye cevap vermiştir.

Bakın eğitim sistemimizin içler acısı halini gösteren birkaç resmi belge yazayım. İşte resmi belgelerden bazıları şunlardır;

2005-2006 yılı ÖSS sınavında 64.000 öğrenci sıfırın altında puan alırken,2570 lise birincisi üniversiteye giremedi. Eğitimde kalite sıfırlandı. Yaşamda kopuk ezberci,   verilenlerin aynen istendiği, farklı düşünce ve yorumlara kapalı, öğrencinin kişiliğini geliştirmekten uzak, yaratıcılığı geliştirmekten, açığa çıkmaktan yoksun. Demode çağ dışı bir sistemde hala ısrar ediliyor.

Öğrenciler tam bir bilgi hamalı olarak yetiştiriliyor. Öğrendiklerini günlük hayatlarına pratiğe dökememektedirler. Sahi bizim eğitim sistemimiz ne zaman gençleri eğitecek bir seviyeye gelecek? Sürekli test çözdürülerek düşünce ve yorumlama yetenekleri köreltiliyor. Sorgulamayan, susan üretmeyen, mekanik düşünen nesiller yetiştiriliyor.

Eğitim-Öğretim programları müsait değil, yetenekleri ortaya çıkaracak zaman ayrılamıyor, çocuklarımız kendilerini ifade etmesini bilmiyor. Kişilikleri gelişmiyor.

Hani; “Ben bir Yakup idim kendi halimde,/Yaşardım Kenan ilinden./hesabı. Kendi köyünde ve kasabasında hısım ve akrabalarıyla yaşayan insanımıza gerekli hizmetler gitmeyince; ister istemez büyük şehirlere iş bulmak ve çocuklarını rahat okutmak için göçler başladı. Büyük şehirlere gelen gençler köyünde ve kasabasında görmedikleri çirkinlikleri ve zorlukları gördüler. Gerek televizyonlardaki ahlaksız programların seyredilmesi, gerekse şehirlerdeki kötü gidişat ve gerekse şehveti körükleyen gıdaların yenilmesi nedeniyle erken yaşta cinsel arzuların ön plana çıkmasına neden oldu. Bu şartlar altında Büyükşehirlerin kenar mahallelerinde oturup okula devam eden gençler büyük şehrin kendisini yalnızlığa itmesi sonucu derslerinde başarısızlığa neden oldu. Karnesinde 8-10 zayıfın olması, onu okulda soğuttuğu gibi uyuşturucu ve mafyanın kucağına itilmesine sebep oldu.

Başta “Hababam Sınıfı” olmak üzere, Hayat Bilgisi ve diğer filmler ve diziler öğrenciye kopya çekmesini öğretti. Diğerleri de mafyacılığı öğretti. Lüks otellerin Kral dairelerinde çekilen dizi ve filmlerde lüksü, ahlaksızlığı ve bedavacılığı gençlere öğretti. Erkek öğrenciler mafyacılığa soyunurken, kız öğrencilerde film yıldızı olmaya heveslendiler. Büyük bir kısmı bu girdabın içine girdikten sonra gerçeği anladı, ama iş işten çoktan geçmişti. Gençliği bu duruma düşürenlerde, şimdi utanmadan;-Efendim bunlar film bunlara inanmayın, diyorlar.

Gençlik üzerinde oynanan oyunların gelişi güzel oynanan oyunlar olmadığını biliyorum. Kendisini yetkili ve etkili sayan herkesin bir an önce bu konunun ehemmiyetine inanıp bir an önce tedbir alması gerekir. Yoksa dün ekilen rüzgar bugün fırtına, yarın da kasırga olup hepimizi önünde sürükleyip götürür.

Öğretmen ve çalışanlara uygulanan Çağdışı DİSİPLİN VE KILIK KIYAFET YÖNETMELİĞİ ile eğitimciler baskı altında tutuluyor. Sistem dejenere, öğretmenler küskün, veliler şaşkın. Faturaları ödeyen ise bizim çocuklarımız. Kanun, nizam, yönetmelik tanımamazlık, öğrenciler arasında en etkili Eğitim-öğretim şekli(!) olarak medya tarafından lanse edilen bu durum birçok eğitimcinin ruh halini bozmuştur. Ruh halleri bozulan öğretmen nasıl öğürenciye faydalı olabilir? Eğitim-Öğretim böyle olunca haliyle karşımıza “DİPLOMALI CAHİLLER ÇIKIYOR.” Bu Diplomalı cahiller, topluma karşı saldırgan, öz güvende yoksun ve başarısız oluyor. Öyle ise SORUMLU KİM?

Susan, sorgulamayan, Yunan edebiyatını, Kurbağanın kan dolaşımını bilen bütün gün test çözen, haklarını aramasını bilmeyen, kendi tarihinde haberdar olmayan, kendi değerlerini bilmeyen mekanik düşünen bir öğrenci. Bütün bunlara sebep plan; OTORİTER MERKEZİ İDARE + SORUMSUZ AİLE +     YETKİSİZ VE ETKİSİZ OKUL İDARELERİ + NOT DAHİL BÜTÜN YETKİLERİ ALINMIŞ ÖĞRETMEN.(DEVAMI VAR)