Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

OKUMA VE ARAŞTIRMAYI NİYE BIRAKTIK? 3.6.2020 Çarşamba-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

BİZ Kİ İLK DEFA MİLADİ 610 YILINNDA “OKU” ilahi emriyle muhatap bulmuş bir dinin mensuplarıyız. Gerek Kur’an-ı kerimde gerekse yüzlerce Hadis-i Şeriflerde okumanın önemi alimin yüceliğine işaret edilmişken bize ne oldu da şimdi okuyana ve araştıran bir millet olmayı bırakıp hazıra konar olduk?

Kur’an-ı Kerimin ilk ayetinin ilk kelimesi “OKU” ile sınırlı kalmamıştır. Kur’an-ı kerimin bir diğer ayetinde; “…Ey Muhammed! De

ki: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.”(Zümer suresi,9)

“De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Peki, neyi bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Matematiği, fiziği, kimyayı, astronomiyi, botaniği, logaritmayı, a kareyi, b kareyi, toplamayı, çıkarmayı bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hep böyle anladılar, böyle anlattılar değil mi bu âyeti bugüne kadar? Bunlara bilgi diyorlar, bunları aslanın ağzına koyuyorlar ve kapana da diploma veriyorlar. Bunları bilenler bilgindir, âlimdir diyorlar. Bu onların kriteridir, ama Allah’a göre ilmin, âli-min kriteri işte bu âyette anlatıldığı gibi insanın Allah’a kulluğuna ilişkin lüzumlu kulluk bilgilerini bilmektir.

Yâni bilenler Allah’a kul olanlardır. Sadece Allah’ın rızası istikâmetinde bir hayat yaşayanlar, gece-gündüz Rabblerini razı etmeyi hedefleyenler, Allah’ın istediği kulluğun kavgasını verenler, kıyamda, rükûda, secdede olanlar, gece-gündüz Allah’ın emirlerine boyun bükenler, kıyamet gününün hesap ve kitabıyla tir tir titreyen ve onun için hazırlık yapanlar, ama Rabblerinin rahmetinden de asla ümit kesmeyenler, hayatın, ölümün ve hayattaki tüm nîmetlerin sahibini bilen, bu nîmetlerin ne için verildiğini, sonunda ne olacağını bilenler âlimdir.

Zenginlik ya da fakirlik, hastalık ya da sağlık, güç ya da güçsüzlük, açlık ya da tokluk, sıkıntılı ya da neşeli hangi dönemde olursa olsun her zaman ve mekânda, her şart altında Rabbine kulluğa, duaya devam eden, teslimiyet gösteren kişi âlimdir. Sadece işi düştüğünde değil, sadece başı daraldığında değil, her zaman ve zeminde Allah’a kulluğa koşmasını bilen kişi bilgindir.

İşte âyetin anlattığı budur: Bunu bilen kişi âlimdir ve kesinlikle bilelim ki, ilim mü’min içindir. Dün de, bugün de, yarın da yeryüzünün en âlim insanları bu kitabın bilgisine sahip olan Müslümanlardır. Bu kitabı bilenler âlimdir, bu kitapla beraber olanlar bilgindir, bu kitabın kulluk bilincine erenler, bu kitaptan haberdar olanlar hikmet sahibidirler. Kur’an-ı Kerîm’deki bu tür âyetlerin anlamı budur. Yâni bunu bilenler âlimdir, bundan haberdar olanlar fakîhtir, bununla beraber olanlar akıllıdır.

Bir başka ayeti kerimede; “…Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir Fatır suresi, ayet:28)

Alimi ilmi öven daha onlarca ayeti kerime var. Ama bu iki ayet bile tek başına ilmin ve alimin önemini belirtmeye yeter de artar bile.

Peygamber Efendimizin ilim ve alimleri öven yüzlerce Hadis-i Şerifi var. İşte onlardan birkaç tanesinin meaili şöyle:"Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış verir." (Buhârî, İlim 10)

Bu Hadiste geçen iki kelime özellikle dikkat çekicidir. Bunlardan birincisi "hayır" olup, ya bütün hayırları veya birçok hayrı kapsar. Cenâb-ı Hak kulları hakkında daima hayır ister; onlar hakkında şerri ve kötülüğü ise asla murad etmez; ancak halkeder, yaratır. Kula hayır ile şerri ayırdedecek akıl ve idraki de ihsan eder. Şerri ve kötülüğü aklı ve iradesiyle seçen kulun kendisidir. İkinci kelime de "fıkıh" tır. Bu kökten türemiş olan "fakîh" kelimesinin anlamı "derin anlayış sahibi" demektir. Çünkü fıkıh, bir şeyi iyice bilmek, hakkıyla bilmek, keskin anlayış ve kavrayış sahibi olmak anlamına gelmektedir. Fıkıh ilmine bu adın veriliş sebebi de, bu ilmin böyle bir anlayış ve kavrayış gerektirmesindendir. Bu ilimde mahâret sahibi olan kimseye de fakîh denilir. Fakat ilim ehlinde bulunması gereken anlayış ve kavrayış sadece fıkıh ilmiyle sınırlı değildir. Bütün ilimlerde buna ihtiyaç hissedilir. Onun için Peygamber Efendimiz'in bu hadislerini belli bir ilim alanına hasretmek doğru olmaz.

Peygamber Efendimiz bir başka Hadis- Şerifte şöyle buyurmuştur: "Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir: “Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse." (Buhârî, İlim 15)

Bir başka hadis-i Şerifte ise: “Âlimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır” (El-Esraru’l Merfua Hadis no.567)

İlmi çalışmaların ilerlemesi sonucu İnternetin yaygınlaşmasıyla beraber artık okuyan bir toplum olmaktan ziyade “KOPYALA YAPIŞTIR” tekniğiyle hareket ederek şimdilik işi götürüyoruz. Öğrencilik hayatımda öğretim üyeleri tez verirlerdi. Ben de bir tez hazırlamıştım. Tezi hazırlarken arkadaşlar en yüksek notu benim alacağımı söylemişlerdi. Günü geldi Tezi teslim ettim. Tezler incelenip geldi. Benim tezin altına: “KAYNAK BELİRTİLMEDİĞİ İÇİN TEZ UYUGUN GÖRÜLMEMİŞTİR” İbaresi düşülmüştür. Tezi tekrar alıp dip notları ilave edip verdim.

Daha sonra birçok doktora tezlerini inceledim. Hepsinin ortak yanı sayfanın yarısına yakınını DİP NOTLARDAN oluştuğunu gördüm. Eğitim sistemimiz alimin yetişmesi için kendi fikir ve düşüncesini geliştirmekten ziyade hazırdan birşeyler yazarak günü kurtarmaya yöneliktir.

Bizim okumamamızın önüne ilk defa alfabe değiştirilerek set çekilmiştir. Alfabesi değiştirilen bir millet alzheimer olmuş bir hasta gibidir. Bir kişi alzheimer hastalığına yakalandığı zaman nasıl ki geçmişini unutuyorsa bizde de alfabe değiştirilerek geçmişimiz bize unutturulmuştur. Her ne kadar kısa süre zarfında latin harflarine alışarak tekrar okumaya başladıysak da bu sefer ihtilallaler, muhtıralar sebebiyle âlimler ile okuyanlar biçildi. Hele 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 650 bin kişi gözaltına alınarak mahkeme edildi ki bunların % 80 öğretim üyesi, öğretmen ve öğrenciydi.

1980 ihtilalinden sonraki sıkıyönetim esnasında evlerde yapılan aramaalrda silahtan ziyade kitaplar inceleniyordu. Evinde kitap bulunan kişi evinde silah bulunan kişiden daha tehlikeli görülüyordu.

Eğer biz bir an önce kitap okumaya başlamadan “KOPYALA YAPIŞTIR” tekniğiyle hareket edersek bugün olduğundan daha çok yalan ve yanlış haberleri duyar doğru gibi okuruz. Hâlbuki kitabımız Kur’an-ı Kerimde: "Ey inananlar! Bir fasık size haber getirirse onun doğru olup olmadığını araştırıp açığa çıkarın yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.”(Hucurat suresi, 6-7)

İşte son bir ay içerisinde zındıka taifesi tarafından ortaya atılan yalan ve iftiralar sonucu ne hale getirilmek istendiğimizin resmidir. Onun içindir ki son zamanlarda sanatta, edebiyatta, şiirde, romanda hikâyede öne çıkan mütefekkirlerimizin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Neden? Çünkü biz kitap okumuyoruz ki havsalamız gelişsin. SELAM VE DUA İLE.