Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

CHP’NİN DİN DÜŞMANLIĞI DEVENİN DEVEDİKENİ AŞKINA BENZİYOR (1) 19.9.2021 Pazar-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

Bir Deve hayvanı, 50 °C sıcaklıkta 9 gün aç-susuz kalabilir. Bu süre içinde toplam ağırlığının %22'sini kaybeder. İnsan, vücudunda bulunan suyun %12'sini kaybettiğinde ölürken, deve, vücudundaki suyun %40'ını kaybettiği halde ölmez. Aynı zamanda deve susuz kaldığı zaman uzun süre su bile

aramaz.

Ama gel gör ki aynı deve “DEVE DİKENİ” denilen dikenli otu yemek için çölde arayıp durur. Deve dikenini yemek devenin çok hoşuna gider. Bu dikeni bulduğu yerde bir ısırık alıp yer. Adı geçen devedikenin üstünde çok diken olduğu için deve onu yemeye çalıştığında dikenler ağzını kanatır. Deve dikeni yerken bu kanlı diken devenin çok hoşuna gider. Hâlbuki dikene tat veren devenin kanıdır. Kanının yedikçe lezzet alır. Diken yiyeceğim diye uğraşırken kendi kanını içer ve deve ölür.

İşte her zaman söylediğim gibi yine söylüyorum; CHP sıradan bir parti değil. Bir misyonu tamamlamak için İttihad ve terakki teşkilatının levhalarının ters çevrilmesiyle oluşmuş bir kuruluştur. İttihad ve Terakki’nin bütün elemanları masondu. Böylece CHP’nin niçin kurulduğu; nasıl bir misyon üstlendiği ortaya çıkmış oluyor.

CHP sansar tihniyetli bir partidir. Kurtuluş savaşı sırasında ta Hindistan’dan Pakistan’a Afganistan’dan, Endonezya’dan Sudan’a Batı Trakya’dan Bosna-Hersek’e kadar uzanan Coğrafya ’da insanlar kadar maddi ve manevi yardımda bulunmuşlar. Hele Rahmetli Şehid Muhammed İkbal;

“Çanakkale’de destan yazan Mehmetçiğe destek çok uzaktan geldi. O dönem Hindistan ile bir olan Pakistan’ın Lahor kentinden on binler bir çağrı ile toplandı.

Lahor’daki Padişah Camii’ni dolduran binlerce Pakistanlı, Çanakkale’de savaşan Osmanlı için dua etti, gönüllü topladı ve maddi yardımda bulundu.

Kürsüye Pakistan'ın Mehmet Akif Ersoy'u olarak da anılan büyük şair Muhammed İkbal çıktı. Hazreti Muhammed'i rüyasında gördükten sonra yazdığı mısralar döküldü dilinden. “Dedi Hz. Muhammed

Cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın söyle bana ne gibi bir hediye getirdin? Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle Bir şişe kan ki eşi yoktur. Namusudur, vicdanıdır Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır.”

Son dizeler bittiğinde Muhammed İkbal kürsüde yığılıp kaldı. Meydanda ise gözyaşları sel olup aktı. Dualara "âmin" sesleri karıştı. Kimi cebindeki son kuruşunu yolladı. Kimi kulağındaki küpesini, kolundaki bileziğini verdi Mehmetçik için. Pakistanlı gençler Çanakkale'de savaşmak için gönüllü oldu.

Bütün bunların hepsi bir yana sessizce gerçekleşen bir olay daha yaşanır o gün. Yürekleri parçalayan, işte inanç bu, kardeşlik bu dedirten olay şöyledir;

Meydandaki bu muhteşem mitinge kucağındaki yeni doğmuş bebeği ile iştirak eden bir anne, yeni dul kalmış ve verecek bir şeyi de olmadığından eziklik içerisinde kıvranmaktadır. Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve efendi ile görüşmek istediğini söyler hizmetkârlara. Dilenci olduğunu düşünerek almak istemezler bu kadını. Fakat ısrar eder kadın ve çıkarırlar zengin efendinin karşısına. Efendi sorar ne istiyorsun diye. Cevap verir kadın; "Bebeğimi sana satmak istiyorum."

O devir de hizmetçi olabilecek küçük yaşta çocuklar satılmaktadır. Fakat bu yeni doğmuş bir bebektir. Hangi anne, canından çok sevdiği yavrusunu ve hangi sebeple satmak istemektedir. Zengin efendi sorar ama cevap alamaz kadından. Merak eden efendi çocuğu alır. Parayı verir kadına ve takip etmelerini emreder hizmetkârlarına. Lahor'daki miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydandaki sergiye bırakır kadın. Hizmetkârlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi; Sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale'ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın der.

İNGİLİZ'E KÖLE OLACAĞINA SİZE HİZMETKÂR OLSUN. Kadın, efendiye dönerek, işte İslam Kadını bu dedirtecek ve oradakileri yüreğinden vuracak sözleri söyler;

Şimdi sen diyorsun ki; Çanakkale’ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu niye sattın öylemi? Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bu gün Muhammed İkbal dedi ki; Eğer Osmanlının son kalesi olan Çanakkale'de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkâr olsun.

Anadolu kadınından farklı düşünmeyen bu Pakistanlı kadının duyarlılığından çok etkilenen zengin efendi dersini alır. Bu sözler üzerine, hizmetkârlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar daha parayı miting meydanına gönderir.

Şimdi o fedakâr Pakistanlıların torunları da yine Türkiye’nin yanında olduklarını, gerektiğinde kendilerinin de aynı fedakârlığı yapacağını söylüyor.

Şimdi bu şartlarda toplanıp Osmanlıya gönderilen paralarda arta kalanlarla CHP İş Bankasını kurmuş o banka eliyle bu milletin fakir- fukarasının kanını emmeye devam ediyor. Üstelik utanmadan sıkılmadan birde ikide bir CHP yöneticileri mikrofonu eline alarak; “ Bu Suriyelilerin Iraklıların Afganistanlıların burada ne işleri var? AK Parti iktidarı kendi insanın karnını duyurdu da bunlar mı kaldı?” Misilli sözler söyleyip duruyorlar.(DEVAMI VAR)