Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

3 IHTILAL 2 MUHTIRA BIR POSTMODERN DARBE ILE BIR IŞGAL GIRIŞIMINDEN SAĞ SALIM PAÇAYI YIRTMIŞ DELİ TAYLAR 70.YILINIZ KUTLU OLSUN 13.10.2021 Çarşamba-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

65-70 yıllık ömrümde 6,5 darbe görmüş oldular. Bu nasıl oldu? Diye soracak olursanız 15 Temmuz yarıda kaldığı için 6,5 oldu.

Daha dün gibi kurulmuş olmasına rağmen 17 Ekim 2021 Pazar günü ülkemizde İMAM HATİP OKULLARININ KURULUŞUNUN

70.YILINI İDRAK EDECEĞİZ.

BU VESİLE İLE BAŞTA RAHMETLİ ŞEHİD ADNAN MENDERES OLMAK ÜZERE O GÜNKÜ MİLLİ EĞİTİM BAKANI RAHMETLİ TEVFİK İLERİ VE MAHMUT CELAL ÖKTEN OLMAK ÜZERE EMEĞİ GEÇEN HERKESE ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM. VEFAT EDENLERE ALLAH'TAN ĞANİ ĞANİ RAHMET DİLİYORUM.

İşte 70 sene önce temeli atılan ilk İMAM HATİP OKULU bir çiçekti. Sonra biraz zaman geçince bir çiçek demeti oldu. Şimdi ise çiçek bahçesine döndü. İMAM HATİP ÖĞRENCİ VE MEZUNLARI Adeta memleketi gül bahçesine çevirdiler.

Şöyle tarihin sayfalarını geriye çevirip 1967 yılına getirdiğimde Malatya İMAM HATİP OKULUNDA OKUMAK İÇİN ÖNCE ESASLI BİR YAZILI İmtihana alındık. O sene 200 öğrenci alınacakmış. Ama 800 kişi müracaat edip imtihana girmişti. İmtihan sonuçları açıklandığında kazandığımı babam şehirde eve gelince söyledi. Çok sevindim. Adeta sevincimde eve sığamaz hale geldiğim bugünkü gibi hala hatırımdadır.

Babam alıp beni götürüp kaydettirdi. 4 öğrencinin kalacağı Kiralık bir ev tutulmuştu. Okul açıldığı gün okula gittim. Zil çaldı. Müdür yardımcıları ellerinde isimlerin yazılı olduğu listeleri okuyup sınıf listesi tamamlandıkça bir öğretmen o öğrencileri götürüp sınıflarına yerleştirdi. Elimde bir defter ile bir kurşun kalem vardı. Öğretmenler derse girdikçe kendini tanıtıyor. Sonra da bizi tanıştırıyordu.

Derken okula devam ettiğimizde o zaman okulda sokakta çarşıda pazarda şapka giymek mecburiydi. Hiç unutmam bir gün arkadaşımla Pazar günü çarşıya gezmeye giderken arkadaşım şapkasını giymedi. Ben de ısrarla şapkasını giymesini söyledim. Ama giymemekten ısrar edince ben ona:"-Kako (Kardeş) Müdür veya müdür yardımcıları seni gördüklerinde hiç iyi olmaz" dedim. O da bana "-Kako onların başka işi yokta bu Pazar günü mü çarşıda gezecekler" diyerek geçiştirdi. Neyse çarşıya gittik. Hükümet konağın önünde geçerken baktım ki ileride okul müdürü vize doğru geliyor. Ben arkadaşıma"-Kako geriye dönerek kaç müdür geliyor" dedim. Kendisi Kaçamadı. Müdür yanımıza geldi. Benim başımda şapka olduğu için asker gibi selam verdim Selamımı aldıktan sonra ona döndü ve"-şapkan nerede? Diye sordu. Tabii arkadaş bir cevap veremedi. Sağlı sollu öyle sille vurdu ki ben bile korktum.

Daha sonraki günlerde okulun çevresindeki esnaf çevredeki çocuklara bizi gördüklerinde"-Cenaze yıkayıcıları cenaze yıkayıcıları!!! Mahallemizde cenaze var yıkar mısın?" Desinler diye para verirlerdi. Biz sustukça baktım ki üstümüze geliyorlar. Ben böyle diyenlere dönerek"- Tamam gidelim yıkarız. Hatta ömrümüz olduğunda sen ölünce senin cenazeni yıkayacağın. Hatta taharetini de ben aldıracağım. O zaman sen ne yapabileceksin? Şimdiden bunu düşünsen bence iyi olur" dedim. Öyle deyince çekip gittiler bir daha da okul yolunda peşimize düşmediler.

Bu ve benzeri olayları 7 sene boyunca okula gidip gelirken karşılaştık. Derslerim iyi olduğu için başta akrabalarımız olmak üzere tanıyan herkes babama; “Bu çocuğun dersleri çok iyiymiş. Neden İmam Hatip göndererek heder ediyorsun? Başka okula gönder.” Diye akıl veriyorlardı. Bir yerde haklıydılar. Çünkü o zaman okulumuz İMAM HATİP OKULU’YDU. Yani bu okulda okuyup bitirenler hiçbir yere devlet memuru olamıyorlardı. Ama ben ve benim gibi bugün sayıları 500 bin geçen kardeşlerim söylenenlere aldırmadan okulumuza devam ettik. Elhamdülillah geleceği yok dedikleri okullardan okuyan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan var. Demek ki samimi olunca Rabbim yolları açıyormuş.

İMAM HATİPLİ OLMAK

İMAM HATİPLİ İslam medeniyetini güzellikleriyle layık oldukları bir mahremiyet içinde düşünür. Bu medeniyette güzele birdenbire erişilemez, güzelin bir bahası vardır, bu yüzden güzel mesturdur da sonsuza doğru yönlenen yolculuğu için gerekli umdeler ve usuller İslam öğretisinin ana kaynaklarından çıkarılmıştır. Ve daha da önemlisi bunlar yaşanarak hayatın içine nakşedilmiştir. Sanatkâr sorduğu soruların cevaplarını ilk merhalede tasavvufi beyanlardan alır, bunun ötesine geçer bu beyanları bizzat yaşayanlarla ülfet eder, onların iç âlemlerindeki seyranlarını müşahede imkânına kavuşur ve bu seyran ona bizzat yaşatılır. Bu ruhi paylaşım sonunda ilmel-yakîn’den, aynel-yakîn’e oradan da hakkel-yakîn’e vasıl olur. İslam medeniyetinin sanatkârı bu mertebeden sonra eser verir, ondan evvelkileri bir tilmizin temrinleri addeder.

Tasavvufun tarif ettiği ve tasavvuf erbabının yaptığı ve yaptırdığı sonsuzluğa dönük yolculuk bu âlemden olabildiğince az almaya hatta mümkün ise hiçbir şey almamaya dayanır. Dünyaya ait maddi ve manevi izler silindikçe sonsuz yolculuğu merhale merhale ilerler. Dünyevi izlerin atılması ancak bunların asli ve tek sahibine teslimiyetle mümkün olur. Tasavvuf yolunun yolcusu dünyaya ait ağırlıkları atarak hiçleşir ve hiçliği nispetinde teslim olur, ya da teslimiyeti nispetinde hiçliği artar.

Eski mistik mekânların duvarlarında görülen hiç ve ah teslimiyet hatları bu ilişkiyi remizlerle ifade eder. Hiçlik ve teslimiyet insan varlığının bedensel ve akli boyutu ile çatışır, dolayısı ile bunları kabul etmek ve hayata geçirmek sadece bedensel ve akli güçleri kullanarak mümkün değildir. Birbirinin mütemmimi olan hiçlik ve teslimiyet aşk ve muhabbet olmadan gerçekleşemez. Aşk ve muhabbet ise nakillerden öğrenilmez, onu bizzat yaşamış birisi sizi de yaşatarak bizzat size öğretir daha doğrusu tattırır. Geleneksel el san atları ile meşgul olan sanatkâr da bu ortamda yaşamış ve buradan nasibdar olmuştur.

Eseri bütünü ile bu ruhi tecrübenin plastik ifadesidir. San atında ben değil hiç olmak, isyan ve sorgulama değil teslimiyet hâkimdir. San atı bu özellikleri ile vardır ve anlamlıdır. Çünkü bu sayede beslendiği kaynak ve ortam ile verdiği eser arasında bir tutarlılık ve ahenk görülür. Bu tutarlılık ve ahenk esere sade, vakur ve dengeli bir hava verir. Sanatkâr ağırlıklardan arındığı için eseri o derece mücerret ve deruni olur. Maddi malzeme ve biçimlerle mücerret ve sonsuz ne kadar ifade edilebilirse Hat ile süslemenin beraberliği ideal ile reelin bütünleşmesidir, hat idealin haberidir, tezhip ve ebru ise ideale yönelmiş ona varma çabası içinde olan reelin gayretidir.

İmam-Hatipli, her yaratılanın Hz. Âdem’in, Hz. Nuh’un soyundan gelen Peygamber evlatları olduğunun idraki içerisinde, yaratandan ötürü yaratılanı sever. Elinin erdiği, sesinin eriştiği her yere tevhidi, ilahi mesajı ulaştırmanın gayretinde olur. O, küfür bataklığında olanlara da, küfür tuzağına düşürülenlere de kızmazdan önce acır. Muhabbet fedaisi olarak onlara şefkat elini uzatır, hidayetleri için kavli ve fiili duada bulunur. İmam-Hatipli, dünyanın kıvamının, huzur ve sükûnunun son hak dine uymaktan geçtiği ve bir insanın hidayetine vesile olmanın, Allah katındaki mükâfatının bilinciyle hareket eder. Dünya idaresinin, Allah’a layıkıyla kul olamayanlara bırakılmasının, müminlerin, Allah ın halifeleri olduğu gerçeğiyle bağdaşmadığının ve ihtiyar dünyamızdaki tüm olumsuzlukların temelinde, emaneti ehline vermeyişin yattığının farkındadır İmam-Hatipli. İmam-Hatipli, sinelerde semtlerde, hanelerde, yakılan maneviyatsızlık ateşini söndürmek için mücadele eder. Fitne ateşine odun taşıma basiretsizliğini göstermez. Oynanan oyunların perde arkasını ferasetle görerek oyunlara gelmez, piyon ve oyuncak olmaz.

İmam-Hatipli, tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAV) in, âlemlere rahmet oluşunun yaşayan örneğidir. O, merhametiyle, şefkatiyle, sevgi ve saygısıyla, Rahmet Deryası nın güzel ahlakını yansıtır, her haliyle, beraber yaşadığı topluma işte bu, son peygamberin ümmeti, O’nun nurlu yolunun şerefli yolcusu dedirtir. İmam-Hatipli, ihlâsı, samimiyeti, ihsan derecesine ulaşan kulluğu, ahde vefası, Yaratandan ötürü yaratılanlara şefkat ve sevgisiyle bir paratoner gibidir. Etrafını aydınlatırken, kendisi bir mum gibi erir, çünkü ümmetin derdi onun derdidir, insanlığın isyanı onun elemi ve kederidir.

İmam-Hatipli dava adamıdır, mana eridir, münker karşısında bana ne diyemez, ideal ve mefkûresi olan, niçin yaratıldığının farkına eren ve yapması gerekenleri vaktinde, ilahi ölçü ve değişmeyen rehber eşliğinde en mükemmel yapmayı şiar edinendir. Asım ın nesli ümmetin umudu, maneviyatımızın sigortaları, gönül semamızın yıldızları, yolunu kaybedenlerin kutup yıldızı, küfrün, şirkin, isyanın kahredici batağında boğulmak üzere olanların can simidi olan İmam-Hatipliyi, bu şuur ve erdemde yetiştiren vefakâr insanlar, öğretmenlerdir.

Bu okulların idaresinden-eğitimine, güvenliğinden-temizliğine hizmet edenlerin hepsinin hakları vardır bu nesil üzerinde. Hele, ders saatlerini dopdolu geçiren, konuları en faydalı şekilde işledikten sonra, her dersin sonunda 5-10 dakikayı Kur an, Hadis ve hayatın gerçekleri ışığında, gençlere hedef gösterircesine, şuur aşılarcasına sohbete ayıran, teneffüslerde etrafı öğrenciler tarafından çevrilen, babacan tavırlarıyla öğrencilerine güven veren hocalarımız, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, belletmenlerimiz yok mu, o eli öpülesi davasını dert edinenler. Bu tabloda onların pâyesi çoktur. Fetret devrinden sonra, elhamdülillah bir milat oldu. İmam-Hatip Ortaokulu ve Liselerine akın başladı. Tüm İHL mezunları, okul idaresi, öğretmenleri, mezun dernekleri, okul aile birlikleri, bu konuda hassas olan STK’lar, bu davaya gönül veren hayır sahipleri ve İHL camiası olarak, bu yeni dönemde okullarımıza, öğrencilerimize sahip çıkmalıyız. Okul idarecilerimizi yalnız bırakmamalı, daima onlarla beraber olduğumuzu onlara hissettirmeliyiz. Ancak o zaman İmam-Hatipli olmanın hazzına erer ve şükrünü edaya muvaffak oluruz.

İmam Hatiplilere iade-i itibarın yapıldığı ve İmam Hatiplerin milletin gözbebeği olarak vasıflandırıldığı bir zamanda, yeni okul ve dersliklere şiddetle ihtiyacın bulunduğu anda, 28 Şubat döneminde el konulan halkımızın İHL olarak yaptırdığı binaların hâlâ amaçları dışında kullanılmalarını anlamakta güçlük çektiğimizi, bu binaların acilen amaçlarına uygun hale getirilecekleri umut ve inancıyla 2016-2017 eğitim-öğretim yılının ümmetin, aziz milletimizin ve insanlığın huzur ve sükûnuna vesile olmasını diliyorum.

İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK NE DEMEKTİR?

İmam Hatipli olmak demek; sadece İmam Hatipte Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Hadis, Fıkıh, İslam tarihi, Peygamberimizin hayatını anlatan SİYER kitaplarını, Akaid kitaplarını okumak değil. Kaldı ki bugünkü İmam Hatiplerde bu dersleri okutacak yeterli sayıda branş öğretmeni bile yoktur.

İmam Hatipli olmak demek; toplumun kısık seslileri demektir. Ahlaken derinliği olan, içten pazarlığı olmayan, olduğu gibi görünen göründüğü gibi olan insan demektir.

İmam Hatipli olmak demek; esasen imanın kemaline ermiş kulluğun şuuruna ermiş Efendimiz (sav) Hazretlerini layıkı veçhile tanıyıp sevmiş ve onun sünen-i Seniyyesini tam manasıyla bağlanmış ve bu uğurda her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmayan, cömertlik, şecaat (yiğitlik) ve adalette adeta yarış yapan, dünya zevklerine kat’iyyen iltifat etmeyip Zühd (din için dünyadan el etek çekme) ve takva (günahlardan sakınma) sahibi olan kimse demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Efendimiz (sav) Hazretlerine her gün çok çok Salatü Selam okuyan (gerek kitabından ve gerekse tesbih ile ezberden),mubah, (haram edilmeyen) mekruh, (kötü, çirkin) müfsit (ibadetleri bozan) ve haram olan şeylerden son derece sakınmak (mübah olan şeylerden her ne kadar günah yoksa da nefsin arzularına meyletmek hiçbir zaman dervişana (dervişçe yaşayan) kimse demektir.

İmam Hatipli olmak demek; günahlardan son derece korkmak ve kaçmak gerektiği gibi, emanete riayet ve ahde vefa ve sadakat şeari İslamiyyeden (İslâmî alâmetler) olmakla Muhsin olma, sabır-tevekkül, ilim, af edici ve af dileyici olma, ahde vefa, adalet-dürüstlük ile infak, namaz, zekât ve oruç ibadetlerinde devamlı olmak, bu görevleri içtenlik ve samimiyetle yerine getirmektir. O halde Mutmainne Nefsin sıfatları da anayasamız olan Kur'ân’ın açıkladığı özellikleri olan. Nefs-i Mutmaînne sakinleri takva yaşamına geçmiş mutlu benlik sahibi kimseler demektir.

İmam Hatipli olmak demek; ibadetleriyle beraber bilhassa devrişanın bu hususlara son derece titizlik gösterip dikkat eden kimse demektir. İmam Hatipli olmak demek; emanete riayetsizlik, ahde vefasızlık, hayâsızlık ve sadakatsizlik insanın feyzine (manevi gıdasına) ve imanın kemaline mani hallerden uzak durmak demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Tarık B. Ziyad’ın Cebel-i Tarık boğazını geçip İspanya topraklarında 5000             kişilik bir kuvvetle karaya çıkıp karşısında 100 bin düşman askeri olduğunu görünce ordusu kaçmasın diye gemileri yaktıktan sonra askerlerine dönüp; “

“Askerlerim! Gördüğünüz gibi önünüz düşman arkanız deniz. Sığınacak hiçbir yeriniz, sabretmekten başka çareniz yok. Düşman bütün gücüyle üzerimize gelecek. Dahası teçhizatları ve yiyecekleri bizimkilerden daha fazla. Oysa bizim kılıçtan başka silahımız, düşmanın elinden alacağımız ekmekten başka bir yiyeceğimiz yok. Müstahkem şehirler ve güçlü düşman karşımızda duruyor. Eğer ölümden korkmazsanız zafere ve Allah’ın size vaat ettiklerine ulaşabilirsiniz. Şunu iyice biliniz ki, bu savaşta benim sizden hiçbir farkım yok. En ucuz malın can olduğu bu pazara sizlerden önce kendi canımı sürüyorum. Canınızı düşünerek kaçmayınız. Zira hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz.” Diyerek savaşan kimse demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Selahaddin- i Eyyubi gibi Kudüs’ü fethetmek demektir. İmam Hatipli olmak demek; Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri gibi denize at sürmektir. İmam Hatipli olmak demek; Yavuz sultan Selim Han gibi dünya haritasını yere serip üç adım geldiğini görünce; “Bu dünya bir sultana çok iki sultana az olur” diyebilmektir.

İmam Hatipli olmak demek; Kanuni sultan Süleyman gibi Viyana’yı kuşatmak demektir. İmam Hatipli olmak demek; Osmanlı askerinin ateş yasağını dinlemeden Seyyid Çavuş gibi 252 kiloluk top mermisini tek başına eliyle kaldırıp namluya yerleştirip Haçlı ordusunun amiral gemisi “nasıl olsa ateş eden yoktur” diye rahat bir şekilde boğaza girmişken “BİSMİLLAH YA ALLAH” deyip nişan aldıktan sonra mermiyi amiral gemisinin bacasından içeri düşürerek gemiyi parçalayıp batırıp savaşı kazanmak demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Medine Müdafii 'Fahrettin Paşa', gibi Mondros Mütarekesinden sonra teslim olmayıp Medine'yi 72 gün daha savunan Osmanlı kumandanı demektir. Kendisi İngilizler tarafından 'Medîne Müdafii', 'Türk Kaplanı', 'Çöl Kaplanı', 'Medine Kahramanı' adlarıyla anılıyor.

30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Mütarekenin 16. maddesine göre Fahreddin Paşa'nın teslim olması gerekiyordu. Ama o düşmana teslim olmuyordu. İşte İmam hatipli olmak bu demektir.

Kendisine Mondros Mütarekesini tebliğ için İstanbul'dan gönderilen yüzbaşıyı hapsettirdi. Medine'ye en yakın Osmanlı birliği 1300 km uzakta olmasına rağmen Mondros Mütarekesinden sonra da teslim olmadı ve savunmaya devam etti. Osmanlı'nın teslim olmasında sonra 72 gün daha Medine'yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesinden sonra kendi askerleri tarafından etkisiz hale getirildi. Böylece Medine'de 400 seneden beri süren Türk hâkimiyeti sona erdi. İmam hatipli olmak demek; 'Fahrettin Paşa' gibi ihanete uğrasa da ihanet etmemek demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar o mahkeme-i Kübra’ya doğru giderken Peygamberimiz (SAV) onlardan birisini gördüğünde hadiste belirttiği sahabenin hangisini yanına çağırıp bizi o sahabeye gösterdikten sonra: -Bu gelen kimseye iyi bakın bu içinizden birisine benziyor. Diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Ya da Sen, ben, o, biz, siz, onlar o mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve dünyada iken Cennetle müjdelenen on sahabeden birisi olan Abdurrahman Bin Avf’a dönerek;- ;-Bak! Ya Abdurrahman Sana benzeyen senin gibi cömert birisi geliyor, diyebilecek mi? Ya da bir başka Cennetle müjdelenen on sahabeden birisi olan ve ümmetin emîni: Ebû Ubeyde Bin Cerrâh’a seni göstererek;-Bak! Ya Ubeyde Bin Cerrâh senin gibi Ümmetin emini geliyor, Diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran kendi okçusu: Sa'd Bin Ebî Vakkâs’a seni göstererek;-Bak! Ya Sa'd senin attığın ok gibi dosdoğru birisi geliyor, diyebildiği kimse olmak demektir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve ilk Müslüman olanlardan: Talha Bin Übeydullah’a onu işaret ederek; -Bak, Ya Talha! Bu gelen senin yaptığın gibi en çok sevdiği bahçesini Allah yolunda vakfedendir, Diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve dünyada iken Cennetle müjdelenen: Zübeyr Bin Avvâm’a dönerek;-Bak, Ya Zübeyr! Bu gelen sana benziyor, diyerek seni tanıtabilecek mi? Diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran, Müslüman olduğu halde dinini gizleyen ve Peygamberimize ajanlık yapan, Peygamberimizin fakir kimselerin kurtuluş akçesini vermekle görevli amcası: Abbâs Bin Abdülmuttalip’e dönerek ve seni işaret ederek;-Bak, Ya Amcam! Bu gelen de senin gibi fakir-fukaranın ihtiyacını karşılayan ve ahlaken de sana benzeyen diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve meşhur Tefsir âlimlerinin şâhı: Abdullah Bin Abbâs’a dönerek;-Bak, Ya Abdullah! Bu gelen âlimde senin gibi tefsir yazmış ve ahlaken de sana benzeyen birisidir, diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve Hadîs-i şerîf yazması ile meşhur sahâbî Abdullah Bin Amr Bin Âs’a dönerek; “-Bak Ya Abdullah! Bu gelen âlimde senin gibi Hadis yazmış ve ahlaken de sana benzeyen birisidir” diyebildiği kimselerdir.

İmam Hatipli olmak demek; Sen, ben, o, biz, siz, onlar! O mahkemeye doğru giderken Peygamberimiz (SAV) bizi gördüğünde o mahkeme üyelerinin arkasında duran ve Peygamber Efendimiz Kabir ziyaretine gidip kabrin başına geldiğinde; "Bu diyarın Mümin ve Müslüman sakinleri! Selam sizin üzerinize olsun. Biz de Allah'ın izniyle size kavuşacağız. Allah’tan bizim ve sizin için afiyet dilerim." Buyurduğu hadiste haberdar olan kimse demektir.

İmam Hatipli olmak demek; İhsan nedir? Sorusuna Efendimizin: "İhsan; senin Rabbini (CC) görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu (CC) görmüyorsan (Bilki) muhakkak O (CC) seni görmektedir." Buyurduğu hadis gibi cevap veren kimsedir.

İmam Hatipli olmak demek; Bizim gayemizde, Rabbimizi (CC) görür gibi yaşamak, her halimizde bu hal üzere ifâ etmek (yerine getirmek), hatta ve hatta ölürken dahi son nefesimizi bu ulvi nurların pırıltısıyla noktalayıp, ahirette de, O Rabbimiz ‘in (CC) Cemalini mekândan münezzeh olduğu halde seyredebilendir.

İmam Hatipli olmak demek; Öyleyse; bütün ameller niyetlere bağlı olduğuna göre; Bir Müslaman’ın; Mevlâ Teâlâ (CC)'nın, Habibinin ve Kitabının ahlakıyla ahlaklanmış bir mürşid-i kâmili (Allah dostunu); Allah'ın (CC) nur aynası ve Resulullah’ın (SAV) varisi (vekili) olduğunu itikad ederek, O'na Rabıta etmesi (O'nu sevgiyle düşünmesi) halis (karşılıksız) bir tevhid yoludur. Çünkü maksud (kavuşulmak istenilen) Allah (CC), Mürşid ise onun yoludur. Diye o yola girip giden kimsedir.

İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK; YAŞAYAN YÜRÜYEN, KONUŞAN CANLI KUR’AN DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK; AHLAK ABİDESİ OLMAK DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK: YAŞADIĞI ÇEVREDE HERKES TARAFINDAN ÖRNEK GÖSTERİLEN SEVİLEN SAYILAN, SÖZÜ DİNLENİLEN İNSAN DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK: ÜLKESİNİ MUASIR MEDENİYET SEVİYESİNİN ÜSTÜNE ÇIKARMAK İÇİN ÇALIŞMAK DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK: HER ZAMAN ÖLÜME HAZIR OLDUĞUNU BİLİP ÖLÜMÜ UNUTMAMAK DEMEKTİR.

İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK; ENSAR OLMAK DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK KOMŞUSU AÇKEN TOK YATMAMAK DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ DEMEK DİCLE KENARINDA BİR KURT BİR KOYUNU KAPMASINDA KENDİSİNİ SORUMLU TUTMAKTIR.

İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK; OSMANLININ BİR BEYGİRLE ZAPT ETTİĞİ 22,5 MİLYON KM2 LİK TOPRAKLARI HER BİRİ 16 BİN BEYGİR KUVVETİNDE OLAN 132 UÇAKLA ORALARA TEKRAR ADALETİ GÖTÜRMEK DEMEKTİR. İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK NE GEÇMİŞİNE TAKILIP DURAN NE DE GELECEĞİNE KARAMSAR BAKAN KİMSE OLMAMAK DEMEKTİR.

İMAM HATİPLİ OLMAK DEMEK; KURU BİR KİBİR VE ENÂNİYET SAHİBİ OLMAK KENDİNİ HERKESTEN ÜSTÜN GÖRME ZAAFINA KAPILIP NAMAZDAN, NİYAZDAN, ORUÇTAN, ZEKÂTTAN HACDAN VE SADAKADAN UZAK DURMAK DEĞİLDİR.

NE MUTLU İMAM HATİPLİ OLANA! NE MUTLU İMAM HATİPLİYİM DİYENE. BÖYLE İMAM HATİPLİLERDEN ALLAH EBEDEN DAİMEN ONLARDAN RAZI OLSUN. ÂMİN.(DEVAM EDECEK)