Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

CANINA KURBAN OLDUĞUM OSMANLI SAHABENİN BU GÜNE YANSIMASININ VEFKİDİR 16.10.2021 Cumartesi-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

Vefk, kelimesi günümüzde pek kullanılmayan ve bilinmeyen bir kelimedir. Geçmişte yaşanmış iyi örneklerin değiştirilmeden sonraki zamanlara aktarılmasına denir. Çoğu zaman nazardan ve büyüden korunmak için yapıldığını görüyoruz. İşin aslı sadece Nazar ve büyü ile sınırlı değil.

Her zaman söylediğim ve bütün tarihçilerinde kabul ederek söyledikleri şu söz bu tezimizi destekliyor. İslam tarihçileriyle İslam âlimlerinin ortak

kanaati şu; “İslam Arabistan’ın Mekke şehrinde doğdu. Medine’de yayıldı. Ama İslam’ın bir medeniyet olarak bütün dünyaya yayılması Osmanlı zamanında gerçekleşti.” Daha kısa ifadeyle, “İslam kültür ve medeniyetini Osmanlı kurarak hayatta uygulamıştır.

Peygamberimizin, sahabenin, Tabiî’nin, Tebau’t-Tabiinin ve Etbau’t-Tabiîn’in yaşadığı onlarca örneği Osmanlı alarak aynen uygulamıştır. Şimdi ben bu örneklerden sadece birini buraya aktararak yazıma devam edeceğim. İşte çoğunuzun bildiği tarihi örnek kısaca şöyle;

" Ebu Hüreyre Hazretleri’nden nakledilen bir rivâyete göre: "Bir gün Hz. Peygamber'in (a.s.v.)huzuruna bir adam geldi. Açlıktan takatinin kesildiğini söyledi. Resûlullah Efendimiz, hanımlarına bu adama bir şeyler vermeleri için haber gönderdi. Hanımları evlerinde sudan başka bir şey bulunmadığını söyleyince Rasûl-i Ekrem (a.s.v.):"-Bu gece bu adamı kim misafir edecek?" dedi.

Bunun üzerine Ensâr'dan biri: (Ebu Talha olduğu rivayet edilmektedir)-Ya Resûlallah, ben misafir ederim, dedi ve misafiri evine götürdü. Evde hanımına yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sordu. Hanımı da yalnız çocukların yiyeceği kadar bir şey bulunduğunu söyledi.

O da:"-Öyleyse onları bir şeyle avut, sofraya gelmek isterlerse uyut. Misafirimiz eve gelince lambayı söndür, ona kendimizi de yiyormuş gibi gösterelim," dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu. Kendileri karanlıkta yiyormuş gibi davrandılar, kaşıklarını sofraya boş uzatıp, geriye boş çevirdiler ve aç yattılar...”

Sabah olunca ev sahibi, Peygamberimiz (a.s.v.)'ın yanına gitti. Resûlullah ona: "Bu gece misafirinize karşı yaptığınız davranıştan Allah razı oldu." buyurdu.

Riyâzü's-Salihîn, Buhari, Müslim gibi önemli hadis kaynakları Haşir Suresi’nin 9. Ayetinin bu olay üzerine nazil olduğunu yazmaktadırlar. Ayet-i Kerime’nin meali şöyledir: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler.”

Dün, Peygamberimizin (a.s.v.) tavsiyesi ile misafirini doyurup kendileri aç kalan Sahabelerine bu davranışını bugün bizler de örnek almak zorundayız.

Bu tarihi olayın Osmanlıdaki Vefkine gelince o da şöyle neşvü nema bulmuştur;

İmarethane ve Aşevlerinde yemek verilen pencere çok alçakta olduğu için yemeği tabağa koyan tabağı kimin tuttuğunu görmezdi. Dolayısıyla aşçı sağda solda aşevinde yemek yiyenleri ifşa edemezdi.

Aynı şekilde camilerde namaz kılıp karnı aç olanlar namaz kıldığı camide imarethanenin yerini utancından sormazdı. Namaz kıldıktan sonra caminin kubbesine bakar eğer kubbede ters duran küçük bir kubbe varsa orada imarethanenin olduğunu bilirdi. Namazdan sonra gidip imarethaneki aş evinde karnını doyururdu.

Osmanlıda bir başka yardım şekli ise camilerin girişine konan “sadaka taşlarıydı.” Camiye giden zengin sadaka taşına para bırakırdı. Camiden çıkan fakirler o sadaka taşında ihtiyacı kadar para alırdı. Günlerce hatta aylarca o sadaka taşların içinde paralar dururdu. Şimdi böyle bir şey olsa fakirden önce birçok zengin o paraları almaz mı?

Osmanlı bu be benzeri ihtiyaçları karşılamak için sayısız VAKIF kurmuştur. Bu vakıflar içinde nişanlanıp evlenemeyen fakir kızların çeyizini karşılayan vakıflar bile vardı. Azizim bunların hepsini anlatmak için bir ömür gerekli.

Dün, belki insanların sadece midesi aç misafirler vardı, bugün ise hem midesi, hem kalbi, hem ruhu aç misafirler var.

Dünün midesi aç misafirinin sadece cesedi açlıktan kaynaklı olarak sıkıntı çekerken, bugünün ruhu ve kalbi aç insanının, ebediyeti kaybetme endişesi var.

Elinde bulunan bir parça çorbasını misafirine ikram edip, kendi aç kalan sahabe efendilerimizin ve sahabe validelerimizin o önemli özelliğini biz bugünün şartlarında nasıl uygulamalıyız?

Öncelikle Allah rızası için fakirlere yardım edip, onların kötü yollara düşmesini engellemeliyiz.

Allah’ı, Peygamber’i, Ahireti, ibadeti, namazı diğer insanlara anlatmak için paramızdan, zamanımızdan, dünyevi işlerimizden feragat edip, muhtaç insanlara bu değerleri anlatabilmeliyiz. Bugün herhalde en önemli misafirlik ve feragat örneklerinden birisi budur.

Allah rızasının geçtiği her yerde, öncelikle boş kaşıkla karanlıkta yemek sofrasında oturup, yemek yemeden kalkan o sahabe efendimiz ve validelerimizi hatırlayabilmeliyiz.

En önemlisi de, kendimizi kendimize misafir ederek, kulluk vaktinde, namaz vaktinde dünya kaşıklarının, dünya arzularının içini boşaltabilmeliyiz.

Karnı aç olanlardan çok kalbi ve ruhu aç olanların bol olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Allah’ı, Onun peygamberini, helal ve haramı anlatacağımız o kadar çok aile ferdimiz (başta kendimiz), akrabamız, komşumuz var ki, bu insanları misafir edip, onlara güzellikleri anlatmak zorundayız. Onlara mana yemekleri yedirmek zorundayız.

Cebimizde bulunan üç - beş kuruşumuzu; önce kendi okumamız, daha sonrada aile bireylerimiz ve çevremizdeki insanların okuması için bir kitaba verebiliyor muyuz? SELAM VE DUA İLE. Güzel günler dileğiyle…