Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ÇOK AZİZ VE MUHTEREM MİLLETİM! "ÂLİMİN ÖLÜMÜ ÂLEMİN ÖLÜMÜDÜR"(1) 16.11.2021 Salı-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

Son iki seneden beri bu ülkenin yetiştirdiği çok değerli ilim ve fikir adamlarımızı kaybettik. Ama kaybettiklerimizin yerine yenileri gelmiyor. İşte 16 Kasım 2021 Salı günü aramızdan ayrılan Sezai Karakoç Üstadımız

aramızdan ayrılarak bizi yetim bıraktın ama KENDİSİ En sevgiliye kavuştun. Kelimeleri kırbaçlatıp cümleleri koşturan dizeleri gönlümüze yerleştiren üstadım fikir ve düşüncelerini insanların kalbine nakşeden Doğunun 7.çocuğunda birisini daha kaybettik.

Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de “…Kulları içinde, Allah’tan ancak âlimler/bilginler korkar.” Fatır/28

Peygamberimiz (SAV) ise Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a biri âbid diğeri alim iki kişiden bahsedilmişti.

"Âlimin âbide üstünlüğü, benim, sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir" buyurdu."“Tirmizî, İlim 19, (2686)”

Ben Rahmetli Sezai Karkoç’un yukarıdaki ayet ve Hadislerden işaret edildiği üzere yaşadığını bize de yaşamamız için yol gösterdiğine inanıyorum. 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş olan ve çoğunun yolunun İmam Hatip okullarından kesiştiği gençliğin yetişmesinde “Rahmetli Mehmet Akif Ersoy, Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek, Rahmetli Nuri Pakdil, Rahmetli Sezai Karakoç, Rahmetli Mehmet Zahid Kotku, Rahmetli muzaffer Ozak ve halen yaşayan Üstad Mahmut Efendi ve benzeri insanların yol göstermeleri sayesinde olmuştur.

1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?

Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış… Şeker çuvalından pantolon, canik lastikten ayakkabı giymiş… Okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil… Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış… Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış… Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…

Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil… Harp görmüş, darp görmüş… Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evinde isyanla tanışmış.

En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil...Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış.

68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…

Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…

1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış… Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…

Çoğu simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır… Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur… Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamış.Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…

Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinozorlar… İşte 16 Kasım 2021 Salı günü rahmeti rahmana kavuşmuş olan Sezai Karakoç abimizin büyük emekleri var.

Biz dünyadan ayrılmasını istemezken o yazdığı “SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE “ adlı şiirinde Bir an önce “Sevgili,/ En sevgili,/Ey sevgili,/Uzatma dünya sürgünümü benim” dİYEREK BİZE HEM ÖZLEMİNİ BEYAN ETMİŞ HEM DE BİZE REHBERLİK YAPMIŞTIR. Şairin ve günün önemine binaen şiirin tamamı;

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”

Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak

III

Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben (DEVAMI VAR)