Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

İDEOLOJİK TAARRUZ NE DEMEKTİR? 25.11.2021 Perşembe-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

Kafanızı karıştırıp sizi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum Ama şimdi yazacaklarımı dikkatle takip ederseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Bunların hedefleri toplumda nefreti yaymaktır. Bir ülkede ekonomi

siyaset, sosyal durumların hepsi dışarıdan kontrol edilmeye başlanırsa ki 1947 yılında Amerikalılar söylemişler. Bakın Amerikalılar; Hedef seçtiğimiz ülkeleri görünmez bir şekilde fikren işgal edeceksiniz. Bunun için de “İDEOLOJİK TAARRUZ” kelimesini kullanmışlar. İdeolojik taarruz atom bombasından daha etkili daha önemli” olduğunu belirtmişler. 

Öyleyse İdeolojik taarruz ne demek? O yıllarda amerikada bununla ilgili bir rapor yayınlanıyor. Raporun adı “Richard Podol Raporu” dur. Daha sonra bir başka Amerikalı “OLTADAKİ BALIK TÜRKİYE” Diye bir kitap yazıyor. Yaşadığı zamanda gözünün önünde normal gibi cereyan eden olayların normal seyretmediği; daha önce senaryosu yazılan bir oyun olduğunu öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka okumaları gerekiyor. Hatta bir defa okumak yerine defalarca okumalarını istiyorum.

Allah rahmet etsin Emin Değer hocamız bu raporu Türkçeye çeviriyor. Bu raporun hazırlanması rahmetli Emin Hocanın önünde gerçekleşiyor.

Podol raporunda 1975 yılından itibaren daha önce yazılan bu rapor yazıya dökülüyor. Ve bu raporda; “Laboratuar ülkemiz Türkiye” deniliyor. Raporda Türkiye’de “Batılı kalıpta dama yetiştireceğiz” diyor. Bu laf sizce de çok çok ilginç bir laf değil mi? Ve batılı kalıpta yetiştirdikleri adamların 20 seneden bütün üst düzeyi halletmişler. Yani yetiştirdikleri oraya adamlarını yerleştirmişler. Bu işi 1965 yılında bitirmişler. Eğer öyle olmasaydı Türkiye'de sözde ekonomi eğitim görmüş olanlar ülke mali yönde sıkıştığı zaman hemen ya faizi artırın ya da IMF'den borç alın" Diye diretirler mi? Onlar bilmiyor mu ki Faizin BİR puan arttırılması Hazineye BİR MİLYAR YÜK GETİRDİĞNİ? BİR MİLYAR BORÇ YAZILDIĞI GİBİ AZ BİR PARA DEĞİL. ÜLKEMİZDE 2021 YILI İÇİN BELİRLENEN ASGARİ ÜCRET TUTARI 2825 TL'dir. BİR MİLYAR LİRA 29.498.525 çalışanın bir yıllık toplam maaşı demektir. % 1 artış bunu getirirse % 2 veya 3 artmasını siz hesaplayın.Bundan sonraki 1985 yılına kadar müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı ve genel müdürlüğe kadar ineceğiz” diyor. Önce ilk tepeyi tutmuşlar. Sonra yavaş yavaş aşağı inmişler.

En son halkaya ulaşmışlar. Ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmuşlar. Köylüsünden şehirlisine kadar ülkemizin her tarafına ulaşıp işe “YARIŞMA PROGRAMLARIYLA” başlamışlar. Perdenin önüne sıradan bir işmiş gibi getirerek tıpkı kurbağaların haşlanması için ılık suya atılıp kurbağa rahatladıktan sonra altındaki ateşi harlandırıp pişirdikleri gibi bu milleti yarışma programlarıyla pişirip kendi istedikleri hale getirdiler.Yani adeta ideolojik taarruzu tamamlamışlar.

Dikkat ederseniz Survivor olmak üzere programları bütün dünyada aynı anda başlatıldı. Bütün dünyayı ekrana yapıştıran programları onlar icat etti. Daha sonra sırasıyla Türk televizyonlarında ekrana gelen “Popstar”, “Biri Bizi Gözetliyor”, “Kim 500 Milyar İster”, “Survivor”, “Benimle Dans Eder Misin” gibi programların hepsi aslında dünyanın önde gelen televizyon kanallarından uyarlama. “Biri Bizi Gözetliyor” hariç üç önemli formatı İngilizler yarattı. Dünyaya yaydı. Daha sonra ülkemizde sözde kadınların hakkını savunmak için 3-4 kanalda kadın programları başladı. O programlar ilk başladığında bir gece canıma tak dedi. Ve şikayet için RTK'a telefon ettim. durumu anlattım başkanla görüşmek istediğimi söyledim. Telefonu başkana bağladılar. Hal hatırdan sonra "şimdi şu saate filan kanalda bir program yayınlanıyor. O programı açın. Ailenizle birlikte izleyin. Sonra da bana söyleyin. Ben de bundan sonra izleyeceğim" O da; -Şuanda izleme imkanım yok. Ama şimdiye kadar sadece sizden o programla ilgili şikayet geldi. Vatandaştan şikayet gelirse biz adı geçen programı izler ona göre karar veririz" dedi.

Hele Survivor programında yarışacak insanlar aç bırakılıyor. Aç bıraktığın insan “yumuşak güç” adıyla ortaya atılan bir başka oluşumda ise “Aç bıraktığınız insanlar” bir ekmek uğruna sana tabi olur. Hani atalarımız bu konuda; "aç kalan it fırın yıkar" Diyerek açlığın getireceği olumsuzlukları  çok güzel bir şekilde açıklamışlar. Onlar size tabii olduklarında onların yer altı ve yerüstü bütün kaynaklarını elinde alırsınız. Onları yumuşatır her şeyi elinde alırsın. Mesela benim gitmediğim halde bildiğim bir “Göcek” adında bir adamız var. Bu adada dünyanın en iyi madeni olan KROM var. Ama biz bu madeni sözde turisttik yerdir diye işletmiyoruz. Hâlbuki Göcek adası adeta bir krom dağı. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de burası kadar çok az yer var. Elbette Ergani’de de krom var. Krom ne demek? Krom bütün savaş malzemelerinin yapıldığı en önemli ham madendir. Bu Göcek’teki krom madeninin üstü yatlarla kaplı. Ne kadar acı bir şey değil mi? Göcek’in her yeri yemyeşilmiş. Göcek adasındaki krom zenginliği hiçbir yerde yok. Göcek’te krom madeni çıkarılmadığı için adamları işini gücünü bırakmış. Bir taksi alıp o güzelim ülkeyi ziyaret eden turistleri gezdirerek para kazandığını sanıyorlar.

Eskide en iyi kâğıt Dalamanda çıkardı. Şimdi o depolar bomboş duruyor. Amerika işgal edeceği ülkelerin insanlarını önce aç bırakıyor. Aç kalan insan ne yapıyor? Gidiyor bir tane taksi alıyor. Oraya gelen turistleri 50-100 Liraya taşıyor. Ya da Bodrum ve diğer turistik yörelerdeki tesislerde hizmetçi oluyor. Birçok insanımız kendi evini arazisini satarak başkasının tarlasında veya evinde hizmetçi olarak çalışıyor.

Ve bu arada da işsiz kalan Gençlik bir “umut sıçrarım” diye gidip yukarıda saydığım programların birisinde sesini, yeteneğini ve vücudunu göstermeye çalışıyor. Oradaki yarışmaya aslında yarışma bile denmez.

Bunların böyle olduğunu 2004 yılında bir yazarımızın kafasına Bosna-Hersek’in Zenitsa şehrinde gezerken uzun boylu genç bir adamın top oynama şekli canına tak etmiş. Muhtereme yazarımız çekim yapmak için Bosna sokaklarında gezerken 40-45 yaşlarında bahçesinde top oynayan bir erkek görüyor. Erkek top oynamak yerine adeta topla savaş ediyormuş. Hemen arabayı durdurup kameraman adamın yanına gitmişler. Adama; “Türkiye’den geldiklerini ve kendisiyle röportaj yapmak istediklerini” söylemişler. Adam kabul etmemiş. Sonra yazarımız gidip konuşunca adam razı olmuş. Adam çok korkunç bir ifşatta bulunmuş.  Konuşmasında; “ Artık ben bir erkek falan değilim. Benim 2500 işçisi olan fabrikam savaşta yok edildi. Benim ne işim ne de aşım var. Benim ülkem artık yok. Yugoslavya diye bir ülke yok. Dolayısıyla ben bir adam bile değilim. Ben ne var ki size ne diyeyim. Benim kızım şuanda bilmem hangi yarışma programına katılmak için bilmem  “Açık toplum” televizyonunda yarışmaya girmek için şimdi sırada bekliyor. Bir aydan beri orada ama bir türlü şarkı söylemek için kendisine sıra gelmiyormuş!!! İşte orada şarkı söyleyip derece kazanırsa belki ben o zaman bir şey olabilirim. Başkaysa benim ne vatanım, ne de ismim ne de işim var. Adamlığımda yok. Ben tamamen çökmüş kaybolmuş bir kişiyim.” Bu konuşma çok etkileyici olmuş. Yazarımız o adamın kızının adını almış. Gidip Saraybosna’daki adı geçen televizyonda çekim yapmaya başlamış.

Yazarımız; "Oraya gittiğimizde aman Allah’ın yüzlerce kız ve kadın sırayla oraya akın ettiklerini gördüm. Bu kızlar daha 16-17 yaşında küçücük kızlar olduğunu gördüm. Bunlar “HÂŞÂ HUZURDA” sizden utanıyorum. Bacaklarını bellerini ve diğer yerlerini açmış orasını burasını boyamış çok korkunç bir hal almışlardı. Küçük oldukları için oldukça komik görünüyorlardı. Sözde jüri olarak üç kişi masaya oturmuş. Gelen kız ve kadınları seksi görünüp jüri tarafından beğenilmek için sallanıp duruyorlardı. Jüri ise onlara azarlayıp hakaret ederek aşağılıyordu.

Bu yarışmalar o zaman beni daha çok çarpmış. Çünkü bu yarışmalar 68 ülkede aynı anda başlatılmıştı. Aynı anda formatlanıp televizyon kanallarına giriyordu. Aç kalan, işsiz kalan, topraklarına el konulmuş ülkelerde sanal dünyaya gençliği atıyor. Ev kadınlarını atıyor. Orada da ekrana çıkınca sunucu; "-Elektrik aldın mı? Verdin mi? Diye sorarak dalga geçiyor. Ve gençlerin ahlakını bozuyor. Genel anlamda da toplumun ahlakını bozuluyor. Kocasına küfür etmeyi, karısına bilmem şu bu demeyi, genç kızlara kendini aşağılatmayı, ya da kendi kendini aşağılamayı, ekranda para kazanmak için kocasına utanmadan sıkılmadan “Sümsük herif” demeyi ve bu da yetmemiş gibi kocasının karşısına çıkıp; “Beni başkasıyla düşün” diyor. Hâlbuki bizim Türk gelenek ve göreneklerimize göre bunlar kan akıtmaya sebep olacak hal ve hareketlerdir. Bu iş sadece bizim memleketimizde yapılmıyor. Bütün dünyada özellikle de İslam ülkelerinin çoğunda yapılıyor.

İşte amerikanın “İDEOLOJİK TAARRUZ” Dediği budur. İdeolojik taarruz üniversiteye giden bir çocuğun “BÜTÜN TÜRKLER VE ARAPLAR ÜNYADA YOK EDİLMELİDİR” diyen bir kişi ancak “Desiderus Erasmus” adlı profesörün ülkelerin çocuklarını oradan oraya savurmak için geliştirdiği bir programdır.

ŞİMDİ İDEOLOJİK TAARRUZU ÖĞRENDİNİZ SANIRIM. ALLAH BİZİ MUHAFAZA ETSİN. ÂMİN. SELAM VE DUA İLE.