Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ALLAH’A KUL OLMAK İÇİN PİŞMEK LAZIM (1)21.7.2011 Perşembe-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Allah’a şükürler olsun ki bizler Müslüman bir diyarda Müslüman bir ana ve babadan doğmuşuz. Ya biz Anadolu yerine amerika ve rusyanın Sibirya’sında İslam’dan habersiz olarak doğmuş olsaydık. Şimdi vay halimize ki vay. Balık suda iken suyun kıymetini bilmezmiş. Bir gün yavru balık annesine;-Anne bize su hakkında bilgi verir misin? Demiş. Annesi;-Evladım suyun dışına çık sana su hakkında bilgi vereyim, demiş. En başta insan olarak aklı başında doğmamıza hesapsız şükürler olsun. Geçmişte veya günümüzde iman etmek isteyen nice insanlar ki ebeveynleri onların Müslüman olmasını istememektedir. Bununla ilgili olarak geçmişte yaşanmış binlerce olaydan sadece bir tanesini kısaca anlatmak istiyorum. İşte tarihi olaydan çok enteresan sahneler: Peygamberimiz (SAV) hicretin altıncı yılında o zaman mevcut olan devletlere, krallıklara ve Arapların ileri gelen kabile başkanlarına İslam’a davet mektupları yazmıştı. Bir Arap kabile reisi olan Habib adındaki birine de aynı mektubu göndermiş ve İslam’a davet etmişti. Bu zalim adam mektubu okumuş, Peygamber elçisini bir hayli hırpaladıktan sonra kovmuş. Kızgın bir şekilde;-Bu mektubu önümde kaldırın” deyince mektubu diğer evraklarla beraber sarayın hazinesine bir sandık içine koymuşlar. Lihikmetillah mektup böylece muhafaza edilmiş. Kabile reisinin Habbab isminde bir oğlu varmış. Bir gün evrak almak için babasının hazine odasına gider. Evrakları karıştırırken Peygamber Efendimizin mektubu eline geçer. Habbab Peygamberimizin mektubunu dikkatle okur. Okumasına okur ama bütün vücudunu iman ateşi kaplar. Kalbine İslamiyetin nuru doğar. Bu nur bütün vücudunu sarar. Mektuptaki o mübarek Kelime-i Müncie-i mübareke ki Cennetin anahtarıdır. “LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDDÜN RASULULLAH” yazılmıştı. Mektubun muhteviyatı insanım diyen herkesi derhal kendine çekiyor, ibadete ve tanınmaya layık ancak O’dur diyordu. “Ey hükümdar! Kendini insanlara (HÂŞÂ) Allah’ın diye taptırma, birbirimize ilah diye tapmayalım.”İman edene dünya ve ahirette kurtuluş yollarını gösteriyordu. İman etmeyene dünya ve ahirette bulacağı cezayı hatırlatıyordu. Habbab mektubu tekrar tekrar okuyordu. Mektubun sahibi olan Peygamberimize kalbinde öyle bir muhabbet doğdu ki, dil ile bu muhabbeti anlatmak imkânsızdı. O günden sonra Habbab, yemez, içmez, uyumaz oldu. Bu mektubun sahibi kimdi? Niçin bu mektubu yazıp insanları İslam dinine davet etmişti? Hem kendisi Allah’ın Resulü ve kulu olduğunu yazıyordu. Bu durumu babasına sormak istedi.Babası sözünü kesti;- “Evet,öyle bir mektup gelmişti.o mektubun sahibi,bizim dinimizi ve putlarımızı yanladı.Arap milleti içine tefrika salıp yeni bir din kurmak isteyen,İslam dini dışındaki bütün dinleri batıl diye söyleyen,fukara ile zengini bir tutan,köle ile hür kimseyi eşit gören bir sihirbazdır (Haşa)”dedi. Oğlum sakın ona aldanma! Zevk-ü sefana bak. Fakat, “La ilahe illallah”ın nuru Muhammed Resulullah’ın aşkı vücudunu kaplamış olan yiğit, babasının bu sözlerine şaşırdı. Peygamberimizin ismini duyduktan sonra mübarek cismine âşık olmuş, gece gündüz, Allah’a yalvararak; “İlahi Yarab! Kalbimi biliyorsun, resulün yüzünü görmeden âşık oldum. Bir defa olsun onun cemalini bana göster. Öyle öleyim. Bana bundan sonra taht, saltanat gerekmez” Diye aşkı muhabbeti ile baş başa kalıp tenhalara kaçıyordu. İnsanda istidadı ezeli olursa bir işaret ona kâfidir. Ey hakikati arayan kişi bu dünya âleminde her şey böyledir. Kişi düşmanını başında taşır. Bu sırları biz bilmeyiz, Allah bilir. Allah bu kainatı bu esrar üzerine kurmuştur. Firavun, düşmanını bulmak için nice masumların kanına girmişti de öldürmek için aradığı düşmanını yani Hz. Musa (as)’yı Allahu Teâlâ Firavunun kendi kucağında büyüttürmüştü. Düşün kâinata ibret gözüyle nazar eyle! Böyle nice sırlara vakıf olacaksın, kendi tarihini oku. Nice sultanlar kendi oğullarını öldürttüler. Nice babalar da kendi ömürlerinin sermayesi yavrularını boğdurttular. Nice evlatlar da öz babalarını katlettiler. Önceden bu sırları bilselerdi, evlatlarını dünyaya getirirler miydi? İşte her şeyi Allah bilir, biz bilemeyiz. Ancak bize bildirdiği kadar biliriz, biz yine hikâyemize dönelim. Habbab’ın aşkı günden güne ziyade oluyor. Resulü görmeğe, onunla buluşmaya, onun cemaline erişmeye sabırsızlanıyordu. Fakat kolay değil. Mâşuk hemen ele geçmez. Tahammül etmek lazım. Dikensiz gül olmaz. Gülü koparmak için mutlaka eline diken batması şart. İçinden gelen bir his, iştiyak, bu aşk kelime olarak lisanında dökülmeye başlamıştı. Ben buraya Habbab’ın Peygamber Efendimize söylemiş olduğu Arapça Kasideyi Türkçe manzum olarak tercümesini yazıyorum. Sen de bu kasideyi oku ve ezberle. İşte Habbab’ın kasidesi; “Sana canım kurban ola Muhammed, İki âlemde dermanım Muhammed, Seni görmezden evvel şevk-i aşkın, Bana kâr etti sulatanım Muhammed, Hayalin gönlüme nakş oldu, çıkmaz. Cemalin olsa seyranım Muhammed,(DEVAMI DAHA SONRA İNŞAALLAH)