Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

İSLAM’I ÖYLE YAŞA Kİ SENİ ÖLDÜRMEYE GELEN SENDEN DİRİLSİN! 27.7.2011 Çarşamba-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Müslümanların halleriyle kâalları (Sözleriyle davranışları) birbirine uymadığı için küfrün önünde yaprağın rüzgârın önünde savrulduğu gibi savrulup gidiyorlar. Kâfir batıl davası uğruna ölümü göze alabiliyor. Müslümanların Hak dava uğruna ölümü göze alması bir yana zekâtını bile doğru dürüst vermeye bile yanaşmıyor. Zekât vermek çoğu Müslümanlar arasında neredeyse-Allah Göstermesin-angarya sayılıyor. Üç günlük dünya hayatı için gökdelenler inşa eden Müslümanların Ebedi hayat için bir kabir bile hazırlamıyor. Hz. Ebubekir-i Sıddık (ra) Hazretleri halife iken bir sahabi yanına geliyor ve;-Ya Ebabekir! Ben kendime bir mezar hazırladım, diyor. Hz. Ebubekir-i Sıddık (ra) Hazretleri o sahabiye dönerek; -Kendine bir mezar hazırlayacağına kendini mezara hazırlasaydın, daha iyi olurdu. Diye cevap vermiştir. Hâlbuki hepimiz biliriz ki bu dünya geçicidir. Ebedi olan ahiret hayatıdır. Kur’an’ı Kerimde onlarca ayette dünya hayatının geçici olduğu, bir oyun ve oyuncaktan ibaret olduğu belirtilmiştir. Peygamberlerin bile imrendiği şehadet mertebesini hepimiz biliriz ama şehid olmak için hiç gayret göstermeyiz. Fedakârlıktan bulunmayız. Hepimiz cenneti arzularız. Ama Cennete giden yolun fedakârlıktan geçtiğini düşünmeyiz. Ayda yılda bir gittiğimiz camide vaiz kazara Cennetten Cennetin vasıflarından ve nimetlerinden bahsediyorsa; bir taraftan yanımızdaki arkadaşa tebessümle kendimizi işaret eder, diğer taraftan da gülerek vaizi dinleriz. Dışarı çıkınca da arkadaşımıza;-Gördün mü vaiz tam da benim yerimi anlatıyordu deriz. Başka bir zaman gittiğimizde vaiz bu sefer Cehennemde, cehennemin azabında ve cehennemdeki işkencelerden bahsediyorsa o zaman yüzümüzü buruşturur istemeyerek vaizi dinleriz. Namaz kılıp dışarı çıktığımızda arkadaşlarımıza;-Vaiz efendi içimizi karattı. Bizim ne işimiz olur cehennemle diyerek bir de üstüne üstlük günah işlemiş oluruz. Ne Cennet ucuz ne de Cehennem boşuna yaratılmıştır. Dünyanın çeşitli yerlerinde illegal birçok örgüt var. Bu örgüt mensupları batıl davaları uğruna ölümü göze alarak ölüyorlar. Onların dünyaya yaşamak için gelmişlerdi. Bu dünya müminler için zindan, kâfirler için cennettir. Hâlbuki Müslüman için ölüm yokluk değil. Yokluk değil. Müslüman için ölüm bir adres değişikliğidir. Ölüm belki de dünya zahmetlerinde paydos, ahiretteki nimetlere bir kavuşma vesilesidir. Hz. Ömer (ra) iman etmeden önce Peygamberimizi öldürmeye gelmemiş miydi? Peygamber (SAV) Efendimizi öldürmeye gelen Ömer, Peygamberimizin İslam’ı yaşadığını; bu konuda her türlü fedakârlığı göze alabileceğini görünce Müslüman olarak yeniden doğmuştur. Bugün haksızlığın, fıskın, küfrün, şirkin ve zulmün olduğu yerde Müslümanın, susmaması lazım! Sözde İslam ülkelerinin başındaki idareciler İslam’ı ağzında gevelemeye, Allah’ın Dini’ni zihinlerde iğdiş etmeğe çalışıyorlar. Buna kimsenin hakkı yoktur. Mümin’inin bu yolda mala cana minneti olmaması gerekiyor. Çünkü o malını ve canını Cennet karşılığı Allah’a satmıştır. “Şüphesiz Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen Mü’minlerin canlarını ve mallarını -Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak-Cennet karşılığında satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim olabilir? Öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin. Bu en büyük bahtiyarlıktır.”- (Tövbe suresi, ayet:111) Mü’min, bu bahtiyarlığı, bu mutluluğu kaçırmaz… O, bu alışverişte, -her halükarda gidecek olan- faniyi vererek; yok olmayacak, ebedi olan Cenneti satın alarak, en büyük bahtiyarlığa kavuşmuş olur. Mü’min ahdinde durur! Hele kendisi ile alışveriş yaptığı Allah ise..!Ve bu bağlamdan hareketle, her mümin Şahadet hasretlisidir.O,Şehid olmanın özlemi ile yaşayan ve bu aşk ile kavrulan insandır Ölüm; doğduğum ilk andan beri alnıma yazılmış, rengini bilmediğim bir yazı. Nasıl oluyor da hayat akıp gidiyor avuçlarımızdan, geçmez dediğimiz anlar bile yılların arasına sıkışıp gidiyor. Hep bir yerlere yetişmenin peşinde koşmaktan, ölüme koştuğumuzu anlayamıyoruz Nice ölümler vardır ki hasretle beklenir… Nice ölümler vardır ki sevda ateşi gibidir… Nice ölümler vardır ki sevgiliye kavuşmaktır… Öyle bir an gelecek ki, biz daldığımız dipsiz kuyunun karanlığındayken, ölümün gözleri parlayacak; o an ya çok korkacağız ya da kurtuluş en büyük sevincimiz olacak. Necip Fazıl ne güzel de dillendirmiş bu hâli: "O dem ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail'e hoş geldin diyebilmek de hüner" Ölümü unutmam diyemem; ama unutmamak için elimden geleni yapmam gerekiyor. Eğer bir gün Azrail'in gelişi şaşırtırsa beni ve bu şaşkınlığın yanında, eşantiyonu korkuysa eğer, Eyvah! Demek gelir içimden geçen ömrüme. Ama şaşkınlığın yanında bir demet gül, bir taş zemzem getirirse Azrail, dilimde şahadet, kalbimde imanım ve karşımda Resûl olursa eğer, başıma taçlar takarsa, dilimde ve kalbimde bir hamd DEĞMEYİN KEYFİME! Selam ve dua ile.