Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

YA BİZ YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPIYORSAK 29.72011 Cuma-Yüreğir/ ADANA

PDFYazdıre-Posta

Toplumların düzenlerini bozma her za¬man böyle kolay ve kendiliğinden olmayabilir. Kimileri bu münafıkların kendilerine empoze etmeye çalıştıkları değişime karşı ayak diretebilir. O zaman bu işin imkânsız görüldüğü yerlerde de silah¬lar konuşmaya başlar ve toplu imhâlâr devreye girer. Meselâ bu münafıkların değişimini kabule yanaşmayan Brezilya’da virüslenmiş elbiselerle yüz bin¬lerce Brezilyalı yok edilmiştir. Suçları batılılaşmamak, batılı münafıkların kendilerine empoze ettikleri hayat tarzını kabul etmemek, ya da kendi düzenlerini değiştirmeye yanaşmamak. Tüm dünyada düzenleme adına düzensizliği ikâ¬meye soyunan bu münâfıklar, sundukları bu düzensizliğe karşı ayak direten Afrika’dan yüz milyon, Amerika’nın yerlilerinden ise doksan beş milyon insan katletmişlerdir. Bu iş için Ortadoğu ve Asya’da öldürdüklerinin adedi belli değildir. Milyonlarca insanın kanına girerlerken bu görevi de bir insanlık borcu olarak yap¬tıkla¬rını söylüyorlardı. Zira beyaz Avrupalının dışında herkes düzen¬siz, barbardı. 1942 yılında kendini dünyanın en medeni milleti kabul eden İn¬giltere, Çin'i top ateşine tuttu. Sebep neydi dersiniz? Sebep Çinliye afyon içirebilmekti. İngilizler afyon imal etmişler, bu afyonu da Çin’e Ja¬ponya’ya satmak, Çin ve Japon insanına içirmek istiyorlardı. Japon halkı ayak diretmiş, bizim törelerimizde afyon içmek yok¬tur, biz bunu kullanmayacağız diyordu. İngilizlerin silahlarına he¬def olan binlerce Japon bu yüzden hayatını kaybetti. Ama işin acısı bu defa batılılar afyondan daha zehirleyici, ero¬inden daha fazla öldürücü olan demokrasiyi imal ettiler. Güzel güzel ambalajlar içinde tüm dünya insanlığına bunu sunmaya başladılar. Yeryüzünün düzeni adına yapıyorlardı bunu. Bu zehiri içmeyi kabul etmeyip diretenler oldu mu silahları konuşmaya baş¬ladı. Sadece Ce¬zayir ve Tunus'ta iki milyon insan Fransızlar tara¬fından öldürüldü. Ateşli silahlarla Latin Amerika’da, Afrika’da ve Asya’daki milyonlarca insanı köleleştirdiler. İddiaları bu insanları medenileştirmekti. Güya bu insanlar bozuk yaşıyordu da bu bo¬zukluğu düzeltmeyi hedefliyorlardı. Eğer bir ülke insanı kendi değerlerine sahip çıkıp bunların em¬poze etmeye çalıştıkları düzeni reddetmeye kalkışırsa barış tehlikeye düşmüştür bunlar için. Hemen harekete geçerler. Bu ba¬rış sevdalısı münâfıklar Körfezde çıkarları söz konusu oldu mu hemen gemilerini yürütüverirler. Beş yüz milyon ton bomba atarak bir milyon Iraklı Müslüman’ın kanını akıtıverirler. Daha ne kadar öldürecekleri belli değil. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdide Amerika, Afganistan’a ve Pakistan’a saldırmaya başladı. Yeter ki orada kendi düzenleri de¬mokrasi hâkim olsun. Bunlar düzen bozucu¬durlar, bunlar halis münâ¬fıktırlar. Dönüyoruz şimdi kendimize: Elektrik kabloları, lavabo mus¬luk¬ları da dahil olmak üzere evimizdeki tüm eşyaları sokağa döke¬lim. Evi yeniden düzenlemek için yeniden yerleştirelim. Eğer İslâm o yerleş¬tirmeye düzen demiyorsa bozgunculuk demektir bu. Yani İslâm onlara ihtiyaç demiyorsa, tamam bu da olmalı! Bu da ihti¬yaçtır! Evde bu da bulunmalı! Demiyorsa, biz Allah’a ve Peygam¬bere sorarak düzen yapmadığımız için bizimki de bozuk demektir ve biz de düzen bozu¬cuyuz demektir. Çocuğumuza aktardıklarımız, kendi kafamıza yerleştirdikle¬rimiz, eğer Allah ve Resûlüne sorulmadan yapılmışsa, biz de düzen bozuyoruz demektir. Biz de ifsat edenlerdeniz demektir. Kafamızı şöyle bir keselim; içindekileri bir masanın üzerine boşaltalım ve çağı¬ralım kitap ve sünneti. Diyelim ki ya Rabbi, ya Rasûlallah! İşte ben bi¬lir bilmez bütün bunları doldurmuşum kafamın içine! Ama anladım ki bunu size sormadan yapmışım! Şimdi pişman oldum. Bunlardan lâzım dediklerinizi, kalsın dediklerinizi tekrar koyacağım ve gereksiz bulduklarınızı atacağım! desek, acaba neler kalır oraya koyabileceği¬miz, bir düşünün! Şimdi bu Allah’ın verdiği kafanın düzenini bozmak değil de nedir ya? Ama kendi arzumuzla kafamıza yerleştirdiklerimizi kastediyorum tabii. Yoksa biz istemeden gardi¬yanların okudukların¬dan öğrendiklerimiz değil tabii. Hani gardiyanlar sürekli bir şeyler okurlar, mahkûmlar da mecburen öğre¬nirler ya, o ayrı. Ben onları kastetmedim. Soralım Rasulullah’a: Ya Rasûlallah bilir bilmez bir sürü şey yerleştirmişim ben bu kafaya, gel şunları yeniden bir yerleştire¬lim! di¬yelim. Nerede kullanacağımıza göre yerleştirmeliyiz ama. Meselâ adam Bakara öğreniyor para kazanmak için, Âl-i İmrân öğ¬reniyor do¬çent olmak için, Nisâ öğreniyor kitap yazmak içinse bu da bozuk dü¬zen olacaktır elbette. Mahza kulluk için öğrenilenlere, amele dönüştürmek ve hayatı onunla düzenlemek üzere öğrendiklerimize düzen diyor Rabbimiz. Bunun dışında, meselâ şehri yeniden düzenlemek için başa ge¬çirelim birini, veya adam işte okulda düzen için kurallar koyuyor, fabrikada kurallar koyuyor, evde kurallar koyuyor düzen için. Eğer Al¬lah, onun koyduğu kurallara düzen demiyorsa, bizim koyduğu¬muz ku¬rallara düzen demiyorsa, o zaman biz de düzen bozucu¬lardanız de¬mektir, Allah korusun. Meselâ hanımın şöyle davran¬ması için bir kural koymuşuz. Eğer buna İslâm düzen demiyorsa, düzen bozmadır bu. Biz istediğimiz kadar düzen diyelim buna. Perdenin şeklini şöyle yap¬tın, döşemenin biçimini böyle yaptın, eğer İslâm buna izin veriyorsa tamam, değilse hepsi bozmadır, hepsi ifsattır bunların. Eğer şöyle di¬yorsanız: Efendim burada kastedilen itikadi düzensizlik değil mi yâni? Bu anlattıklarınızla ne ilgisi var? Bunlar itikadla alâkalı şeyler değildir. Bunlar sosyal ve ameli şeylerdir, filan diyorsanız. İyi de her amel bir imandan kaynaklanmıyor mu? Yani yeryüzünde görüntülenen bir bo¬zukluktan bahsediliyor bu¬rada. Amele dönüşmüş bir bozuk inançtan, bir bozuk imandan söz ediliyor âyet-i kerîmede. Bakın: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." Selam ve dua ile