Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

BU SAHNELER BANA YABANCI DEĞİL (1) 23.01.12.Pazartesi-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Türkiye Cumhuriyetinin yöneticilerinin garip acayip ve tuhaf uygulamaları var. Yöneticilerin bu millete reva gördüğü zülüm ve işkenceyi herkes bilir, duyar. Çoğu insan gördüğü bu zulmü söyleyemez. Gönlü bunlara razı olmasa bile başkası tarafından millete duyulmasını bekler. Tabir caizse kimse elini taşın altına sokmak istemez. Osmanlının son zamanlarında bu ülkenin tepesine bir zihniyet hakim olmuş. Bu zihniyet 450 sene kaldığımız Avrupa topraklarını 158 günde hiçbir devletin askeriyle savaşmadan terk etmiştir.450 sene kaldığımız bu topraklarda sadece yerel çetelerle savaşmışlardır. Bu zihniyet bizi kurtarmak adına koskoca bir imparatorluğu batırmıştır. Türkiye’de adı her ne olursa olsun devletin içinde “derin “bir yapılanma var. Bu derin devletin korucuları öyle sanıldığı gibi kolayca teslim olmaz, müthiş dirençlidir, mücadelesini sonuna kadar sürdürür. Bu yapının içinde olanların böyle olması normaldir. Çünkü adamlar maddi yönden her türlü imkâna sahiplerdir. Bir elleri devletin kasasında bir elleri politikacıların ensesinde iken yolarına devam etmişlerdir. Bu derin yapılanma öyle sanıldığı gibi üç-beş kafadarın başbaşa vererek kurdukları bir örgüt değil. Bunlarda devletin bütün kurumlarında komplike (karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç") bir yapılanma mevcuttur. Son on yıl içerisinde yaşanan bunca olup bitenlerden, yasal düzenlemelerden sonra, üstelik asker-sivil ilişkileri de bambaşka bir zemine oturmuşken, kirli eylemlerin üstünü örtmek için devletin kolayca organize olabildiğini görmek hepimize ağır geldi. Ulus devletler oluşurken hemen hepsi kendini korumak üzere "devlet içinde devlet" oluşumlarından medet aradı. Resmi devlet kendisinin çeşitli sebeplerden işleyemeyeceği türden eylemleri üstlenecek kişilerden oluşan örgütler kurdu; o örgütler her konuda işe yarayacak elemanlar devşirdi; devlet adına işlenen suçların görmezden gelinmesine yarayan bir dostlar çemberi yaratıldı. Bu derin yapılanma sadece Türkiye"de veya Norveç"te değil, en uygar bilinen İsviçre"de bile vardır. Bu tür derin yapılanmalarda mücadele eden İtalya ile Yunanistan’dır. Bu tür derin yapılanmalar amerikada ve avrupanın diğer ülkelerinde devam etmektedir. Bizden farklı olarak oradaki yapılanmalar önce kendi devletlerinin menfaatini düşünmeleridir. İşte geçmişte amerika başkanının öldürülmesi ile fransadaki son “soykırım yoktur” tasarısının parlamentoda geçmesi bunların varlığının en bariz örnekleridir. Bu tür yapılanmalar içerisindekilere her türlü dünyevi menfaat sağlandığı için üstlendikleri misyonda rehavet ve gevşeklik gösterip dağılmıyorlar. İşin en ilginç tarafı ise bunlar ülkemizde istedikleri zihniyeti iktidara getiriyorlar. İstemediklerini de iktidarda indiriyorlar. Bunu yaparken kendileri görünmüyorlar. İşte son olarak varlıklarını Hrant Dink’in yargılamasında gösterdiler. Görünüşte kararı veren mahkeme suç iktidarın üzerinde kalmadı mı? Ama böyle karar verilmesini isteyen iradeyi gören var mı? Yok. Durum bu. Gerçek bu. Tahlillerimizi bu gerçek üzerine oturtmak zorundayız. İktidarlar halktan aldıkları temsil görevini yerine getirirken gözleri ve kulakları biraz da bu gerçeğin zorladığı tuhaflıklarda olmak zorunda. Aksi halde kaybeden iktidarlar oluyor. Ülkemiz son on yılda demokratikleşme istikametinde hayli mesafe kat etti; bu tamam. Ancak daha gidilecek çok yol var. Bu tesbiti yaptıktan sonra yine başa dönelim.1950-60’lı yıllarda sahnelenen oyunların ardında 50-60 sene geçmesine rağmen hala temcit pilavı gibi ısıtılarak tekrar tekrar sahnelenmiyor mu? Ve milletimizde İlyas Salman’ın başrol oynadığı “İbo İle Güllüşah” filmini televizyonlarda izler gibi bıkmadan usanmadan izlemiyor mu? (DEVAM EDECEK)